Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - İRAN MASALLARI


 

 
 
 
GÜNEŞ SAATİ ÜZERİNDEKİ GÖLGE
 
 
“Bir İran Masalı”
 
Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde “Yaratıcı Düşünce” üzerine bir konferans vermiştim. Sorumlu yönetici konuşmamı ingilizce olarak yapmamı istemişti. Söylediğine göre mimarlık bölümünde çok sayıda İran’lı öğrenci vardı.
Konuşmamın ingilizce olması onların katılımını kolaylaştıracaktı. Yaratıcı düşünce çalışmalarında, insanların küçük şeylere dikkat etmesinin önemi üzerinde durmuştum. Anlattığım bir örnek penisilini keşfeden Alexandır Fleming isimli bilginin, laboratuarda deneyler sırasında küçük bir ayrıntıya dikkat etmesinin, insanlığa penisilin gibi değerli bir ilacın keşfine nasıl yol açtığını söylemiştim.
Konferanstan sonra İranlı bir öğrenci, benimle görüşmek istedi. Benimle paylaşmak istediği çok değerli bir halk hikayesi vardı. Onu bana anlattı, ben de yazıya döktüm. İşte anlattıkları;
Bir zamanlar bir İran Hükümdarı halkını memnun etmek, onları gelişmesini sağlamak istemiş. Bu düşüncesini saraydaki bilgilere açmış.
Bir gökbilimci arkadaşı olan matematikçi ile sonunda çözmek için bir güneş saati yapmasını önermişler. Bir mimar da onların düşüncesini şehrin meydanındaki kulelerin tepesine güneş saati yerleştirmiş.
Halk bu düzenleme ile günün hangi saatinde öğrenerek, yaşamına güzel bir düzenleme getirmiş. Halk, güneş saatine bakarak gününü düzenleyebildiği için daha düzenli bir hayatları olmuş. Zamana önem veren, vaktini düzenli olarak ayarlayan, üretken insanlar olmuşlar. Bu şekilde uygarlıkları gelişmiş. Zamanlarını değerlendirebildikleri için yaşam düzeyleri de yükselmiş.
Kral öldüğü zaman; geride, gelişmiş, mutlu insanlar bırakmış. Ülkenin baş veziri krala olan saygılarının ifadesi için onun anısına bir anıt yapılmasını önermiş.
En sonunda saray mimarlarını çağırmışlar, yapılan toplantı sonunda saat kulesini örtebilecek bir tapınak yapmaya karar vermişler. Bu mabedin üstüne altın bir kubbe yaptırmışlar. Duvarlarda en iyi çiniler, yerlerde sırma işlemeli ipek halılar kullanılmış.
Anıt her şeyi ile bir mimarlık şaheseri olmuş. Tapınak bitince, güneş saati altın kubbe ile örtülünce, güneş ışınları saatin kadranına ulaşamayınca, insanlar yeniden eskisi gibi saatin kaç olduğunu bilememişler.
Sonuç olarak; o ülkenin insanları, artık dakik olmayı, zamana değer vermeyi unutmuşlar. Bu defa, üretken olmayı sürdürememişler. Güvenlerini ve dakik olma özelliklerini yitirmişler. Herkes keyfi bir davranış yaşantısına dönmüş.
Bu olay ülkede bir karmaşa yaratmış, sonunda ülke eski gücünü yitirmiş. Zayıflayan her ülkenin başına geldiği gibi onlar da gerileyip yok olmuşlar. Böylece o krallık çöküp dağılmış.
 
 
 
 
 
 
 
 
MUŞKULE
 
 
“BİR İRAN HALK HİKAYESİ”
 
Krallar şehri İsfaha’nın kenar mahallelerinden birinde bir oduncu, kızı ile birlikte basit bir evde yaşardı. Oduncu birçok günler iki katırını alıp çöle odun bulmaya giderdi. Çok defa bulduğu deve çalısı dedikleri kuru bir çöl ağacının dalları idi. Oduncu bunları hayvanlarına yükler pazarda yakacak olarak satardı. Bu şekilde kıt kanaat geçinirlerdi.
Kızı bir gün şöyle dedi: “Baba, hergün aynı şeyleri yiyoruz. Keşke biraz daha çok kazansan, biz de hurma tatlısı yiyebilirdik.” Babası da: “Olur kızım, çaresine bakarız.” dedi.
Ertesi gün oduncu komşusunun üç katırını daha aldı. Bu şekilde çok çalı getirecek ve çok para kazanacaktı. Ancak beş hayvanı yükleme onun çok zamanını aldı. Evine gelinceye kadar gece olmuş hava kararmıştı. Evini güçlükle buldu. Kapıyı çaldıysa da kızı uyuduğu için kapı açılmadı.
Oduncu ertesi sabah yine yola koyuldu. Yine geç geldi ve gece dışarda yatmak zorunda kaldı. Üçüncü gün oduncu yine erken kalktı, yine geç geldi ve kapının önünde adeta düşüp bayılacak duruma geldi. Tam o sırada yeşil sarıklı, yeşil kaftan giyen ak sakallı bir adam gördü.
Derviş kılığındaki bu adam gülümseyerek oduncuya yaklaştı. Ona bir paket dolusu yemiş uzattı. Pakette leblebi, kuru üzüm, kuru incir, hurma, fıstık gibi kuru yemişler vardı.
Oduncu yemişleri alıp büyük bir iştahla yemeğe başladı. Kısa sürede iştahı açıldı, yorgunluğu gitti, enerjisi yerine geldi.
Gelen adam Hz. Hızır idi. Hızır (aleyhissselam) oduncuya şöyle dedi: “Yarın mubarek Cuma günüdür, bu akşam kutsal bir gecedir. Her Müslüman böyle mubarek gecede böyle çeşitli meyvelerden bir paket hazırlarsa ve bunu başka bir Müslüman ile paylaşırsa sevaba girer, Allah onun önündeki zorlukları kaldırır. Sen de bunu bundan sonra böyle yap.” ve gitti. Biraz sonra kızı da uyandı ve oduncuya kapıyı açtı. Babası da Hızır (aleyhisselam)’ın söylediklerini kızına da anlattı.
Ertesi hafta kızı süslenip yürüyüş için civardaki parka gitti. Giderken çerez götürdü ve parkta oynayan çocuklara dağıttı. O sırada kralın kızları da bir arabada oradan geçiyorlardı. Oduncunun kızı süslenince bayağı göze geçmişti. Onun çocukları sevindirdiğini görünce kralın kızı durdu ve onunla tanıştı. Oduncunun kızını sarayda nedimesi olarak çalıştırmak istediğini söyledi. Oduncunun kızı buna çok sevindi. Babasından izin alarak sarayda çalışmaya başladı.
Saraydan verilen hediyelerle oduncu ailesi zengin oldular ve güzel bir ev alıp ona taşındılar.
Güzel günlere kavuştuktan sonra bir defa bile Hz. Hızır (aleyhisselam)’ın tarif ettiği fakirlerin gönlünü alacak bir ikramda bulunmadılar.
Kralın kızı bir gün nedimeleri ile birlikte Kralın çiftliğine gittiler. Orada bulunan bir gölün yanından geçerken yüzmek istediler. Prenses boğazındaki pırlanta kolyeyi çıkarıp bir dala astı, sonra soyunup göle girdi. Gölden çıkınca acele ile giyinip saraya geri döndü. Sarayda kolyesi aklına geldi. Bulamayınca oduncunun kızını hırsızlıkla suçladı. Bağırıp çağırarak kıza hakaretler yağdırdı.
Oduncunun kızı ağlayarak eve gitti. Biraz sonra Kralın kızı askerleri oduncunun evine yolladı. Oduncu askerler tarafından kelepçelenip şehrin ortasındaki zindanın kapısına yakın demirden direğe zincirlerle bağlandı. Gelen geçen onunla alay ediyor, yüzüne tükürüyordu.
Ertesi gün Kralın kızı tekrar yüzme yerine gitti ve kolyesini bulduğu zaman oduncu affedildi. Oduncu affedilince ilk işi evine gidip Hz. Hızır (aleyhisselam)’ın tarif ettiği şekilde bir paket yemiş hazırlamak oldu. Evinin önünden geçen bir çocuğa bir küçük sepet dolusu yemiş hediye etti.
Çocuk biraz sonra bir adamla karşılaştı. Adam çocuğu tanıdı. “Sen benim iki yıl önce kaybolan oğlumsun. Çok şükür seni buldum.” dedi. Bunu duyan oduncu şöyle dedi: “Bak yine Hızır’ın mucizesi tekrarlanıyor.”
 
Bugün 79 ziyaretçi (141 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=