Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - AFRİKA MASALLARI


 

 
 
 
 
AĞACIN GİZLİ KALBİ
 
“Bir Afrika Masalı”
 
 
Bir gün, bir tavşan mango ağacının gölgesinde oturmak istedi. Ağaca nezaketle seslendi;
“Sevgili ağaç, gölgende oturmama izin verir misin?”
Ağaç tavşanın bu nazik davranışından çok mutlu olmuştu. Hafif bir sallantı oldu ve yere olgun mango meyvesi düştü. Tavşan yine Mango ağacına çok çok teşekkür etti. Sonra tavşanın sırtında bir kaşıntı oldu. Mango ağacının gövdesinden sırtının kaşınmasına yardım etmesini istedi.
Sırtının kaşınması bitince, yine teşekkür etti. Bu defa mango ağacı tavşana şöyle dedi;
“Tavşan kardeş sen çok nazik bir arkadaşsın, sana gizli kalbimi açıp göstermek istiyorum.”
Mango ağacının gövdesinin alt tarafında kocaman bir delik açıldı. Tavşan hop diye oradan içeri girdi. Orada güzel bir çayır ve çiçeklerle dolu bir alan vardı. Her tarafta kıymetli taşlar ve mücevherler ışıl ışıl parlıyordu.
Tavşan mango ağacının bu cömertliğine hayran kaldı. Ağacın tavşandan bir ricası vardı;
“Sakın benim gizli kalbime, oradaki süslü bahçeme girdiğini kimseye söyleme ve gördüklerine dokunma!”
dedi. Tavşan ayrılmadan önce ağaç ona kuyruğuna takması için bir altın halka verdi. Biraz sonra tavşan ormanda giderken sırtlan karşısına geçti ve nereden gelip nereye gittiğini sordu. Tavşan sırtlandan korktuğu için bütün başından geçenleri ona anlattı.
Sırtlan ağacın nazik davrananlara olgun meyvesini sunduğunu anlayınca, istediğini elde etmek için mango ağacına çok nazik davrandı. Ağaç da ona en taze meyvelerini sundu. Fakat sırtlanın asıl istediği ağacın gizli kalbine girmek ve oradaki hazineleri elde etmekti.
Bu düşünceler ile sırtlan ağaca günlerce yalvardı diller döktü. Sonunda ağaç gizli yüreğini açtı. Ancak, ağacın sırtlana bir ricası vardı. Gördüklerine asla dokunmamak idi. Ağacın gizli yüreği açıldığı zaman, sırtlan hemen içeri daldı. İçeride ay ışığına benzeyen hoş bir ışık vardı. Sırtlan mücevherleri gördüğü zaman onlara sahip olmak için bir istek duydu. Orada gördüğü mücevherleri yanında getirdiği torbaya doldurmaya girişti. O böyle devam ederken ağacın gizli yüreğindeki ışıklar bir bir söndü. Yüreğin dış dünyaya açılan kapısı kapandı.
Günler sonra ağacın yüreğinin altında açılan bir kapıdan sırtlanın bedeni toprağa karıştı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ORMANLARIN KRALI TİLKİ
 
 
 
 
“Bir Afrika Masalı”
 
Bir gün kaplan tilkiyi yemek istemişti. Tilki kaplana kızdı;
“Ormanların kralını yeme kalkmaya utanmıyor musun?”
dedi. Kaplan;
Sen nerden ormanların kralı oluyorsun?”
Dedi. Tilki şöyle dedi;
“Gel beraber gezelim, beni görünce hayvanların nasıl korkup kaçtıklarını bir gör o zaman anlarsın!”
Birlikte ormanda yürümeye başladılar, bir geyik sürüsü gördüler. Geyikler onları görünce kaçıştılar. Tilki kaplana döndü;
“Bak gördün mü? Onca hayvan benden kaçıp gitti! Bu da benim krallığımın ispatıdır.”
Dedi. Daha sonra atlar, sığır sürüleri de onları görünce kaçıyordu.Bunun üzerine kaplan tilkiyi yemekten vazgeçti.
Bu hikayenin bize anlattığı bir gerçek vardır. Bazı insanlar güçlü olmasalar da kendilerinin güçlü olduğunu kabul ettirebilirlerse hayatta kalabilirler.
Başarılı ve güçlü olurlar.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ASLANIN YENİLMESİ
 
 
“Bir Güney Afrika Öyküsü”
 
aslan bir ağacın altına yatmış uyuyordu. Çakalın aklına şeytanca bir fikir geldi.
“Aslanı uykuda bir ağaca bağlayayım!”
dedi. Küçük tilki de ona yardım etti. Aslan uyandığı zaman bir ağaca bağlanmış olduğunu gördü. Aslan bu işe çok kızdı. Hemen diğer hayvanları çağırıp onlara hesap sordu.
Hayvanların hepsi de yaptıklarını inkar ettiler ve yapılanları bilmediklerini söylediler. Tilki kendisinin yaptığını kabul etti. Aslan onun üzerine doğru koşunca da onu koşuda geçti.
Her yaratığın bir güçlü tarafı vardır. Tilki sessizliği, zekası ve sürati ile aslanı bazı alanlarda alt edebilir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
MAYMUN KURT VE ÇAKAL
 
 
“Bir Güney Afrika Masalı”
 
Bir zamanlar maymun meyve, sebze ve kökler ile besleniyordu. Fakat zamanla yiyecekleri tükenince başka bir ülkeye göç etti. Gittiği ülkede Orangutan Maymunu olan bir büyük amcası vardı. Amcası ona ok, yay ve bir de sihirli keman verdi.
Aradan yıllar geçti, maymun tekrar vatanına dönünce kurt ile karşılaştı. Birbirlerine hal hatır sordular. Kurt sabahtan beri bir geyiğin peşinde koştuğunu, ancak onu yakalayamadığını söyledi. Maymun ona şöyle dedi;
“Bende bu ok ve yay var ya! Geyiği göster onu hemen avlayalım.”
Biraz sonra kurt geyiği gösterdi. Maymun oku atar atmaz geyik yere yıkıldı. İkisi birlikte onu bölüşüp yediler. Bu defa kurt memnun kalıp teşekkür edeceğine derin bir kıskançlık duygusuna kapıldı. Hemen maymunun elinden silahını alıp ondan üstün olmak istedi.
Kurt maymundan ok ve yayını ödünç almak istediğini söyledi. Maymun kabul etmeyince onu tehdit etme yolunu seçti. O da fayda etmeyince gidip çakala şikayet etti.
Kurt çakala yaptığı başvuruda maymunun onun ok ve yayını çaldığını söyledi. Çakal da şikayet olduğuna göre mahkeme karar verinceye kadar ok ve yaya el koydu.
Aslan, kaplan ve diğer hayvanlar mahkeme kurdular ve davayı görüşmek istediler. Çakal da kurdun tarafını tuttu. Maymun ok ve yayın kendisine ait olduğunu ispatlayamadı. Böylece maymun davayı kaybetti.
Ancak ok ve yay gidince elinde amcasının verdiği sihirli keman vardı. Hemen sihirli kemanını çalmaya başladı. O çaldıkça bütün hayvanlar coştu, hepsi de hızla atlıyor, zıplıyor ve dönüyordu. Müzik hızlandıkça onlar da hızlandı ve bitkin düştüler. Hayvanların kralı aslan döne döne maymunun yanına geldi. Aslan maymuna şöyle dedi;
“Ne olur çalıp durma, ben pes ettim. Krallığı sana bırakıyorum!”
Maymunun cevabı ilginçti;
“Krallığı istemiyorum! Sadece mahkemede aleyhime aldığın kararı kaldır!”
Aslan kararı kaldırdı. Maymunun ok ve yayına sahip olacağını söyledi. Maymun sonunda ok ve yayına kavuştu. Ancak yaşadığı deneyimde sonra sevgili kemanının ona başarı yolunda ne kadar büyük bir destek olduğunu hiç unutmadı
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
AVCI VE TİMSAH
 
“Afrika Halk Hikayesi”
 
Bir avcı bir antilop geyiği vurdu. Oturmuş kendine ziyafet çekiyordu. Bir monguz ona bir parça geyik eti verilmesini istedi. Avcı aç hayvana iri bir parça et verdi. Monguz, ayrılıp giderken Avcıya teşekkür etti. Ve şöyle dedi;
“Bir gün benim de sana bir iyiliğim dokunabilir.”
Avcı nehre doğru giderken bir timsah gördü. Timsah ile avcı selamlaştılar. Avcı ona şöyle seslendi;
“Timsah kardeş sen su hayvanı değil misin? Bu ormanda ne işin var?”
Timsah yolunu şaşırdığını söyledi ve avcıdan yardım istedi. Avcı timsahın kuyruğuna bir ip bağladı ve onu çeke çeke nehir kıyısına getirdi. Timsahın ayakları suya değer değmez; atıldı, adamı ayağından yakaladı ve suya çekti. Adam buna isyan etti. Bu yapılanı nankörlük olarak tanımladı ve bunun yapılmaması gerektiğini söyledi. Timsah etrafa bir soralım bakalım hangimiz nankör, hangimiz haklı, hangimiz haksız dedi.
Nehir kıyısında güneşlenen sığırlara sordular. İnekler insandan çok şikayetçi idi. Bir inek şöyle dedi;
“Kıymet bilinse idi koca öküze bıçak vurulmazdı!”
İneklerin, öküzlerin insanlara bir ömür çift sürme, acaba çekme gibi işlerde çalıştığını, insanlara süt verdiğini ancak insanın yaşlı hayvanları kestiğini söyledi.
Ağaçlara sordular. Ağaçlar da insandan şikayetçi idi. Bir ağaç şöyle dedi;
“Bir adam bir gün benden bir aletine takmak için bir dal istedi. Adam o daldan bir balta sapı yaptı, koca bir ormanı kesti yok etti.”
Her konuşan canlı insanın aleyhine görüş bildiriyordu. İnsan son bir kurtuluş ümidi ile oradan geçen bir monguzun fikrini soralım dedi.
Timsah ve avcı sırası ile monguza görüşlerini aktardılar. Monguz;
“Durumu anlayamıyorum kıyıya gidelim olayı baştan anlatın.”
Dedi. Kıyıya gittiler. Monguz;
“Hikayeyi baştan alalım. İlkin nerede buluştunuz, oraya gidelim.”
Adam timsahın kuyruğuna ipi bağladı. Çeke çeke onu ilk karşılaştıkları yüksek kayaların önüne getirdi. Monguz;
“Şimdi bana hikayeyi baştan anlatmaya başlayınız.”
Dedi. Avcı timsahı kurtarmakla yaptığı hatayı anladı. Hızla timsahın yanından uzaklaştı. Onu kurtuluşa ulaştıran, akıllı, kıymet bilen Monguz’a teşekkür etti.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DEVE KUŞU YUMURTASINDAN ÇIKAN KADIN
 
“Bir Afrika Hikayesi”
 
Nijerya’da bir zamanlar çok fakir bir adam vardı. Çok basit bir evde yaşıyordu. Yaşadığı ev daire şeklinde yapılmış bir kulübe şeklinde idi. Böyle bir ev yapmak için 1 metre çapında bir daire çizilir, 5 cm ara ile kazıklar çakılır, sonra bunların arası kamış ve ağaç dalları ile örülürdü.
Evin çatısına da hurma dalları ve kamıştan örülmüş bir hasır konurdu.
Adamın kumaştan yapılmış bir elbisesi bile yoktu. Ancak hurma liflerinden yapılmış bir eteği vardı.
Bir gün ormanda gezerken kocaman bir devekuşu yumurtası buldu. Onu alıp evine getirdi. Bir süre sonra o yumurtadan bir kız çocuğu çıktı. Çok kısa bir sürede büyüdü, yetişkin bir genç kız oldu. Adam onunla evlenmek istedi. Genç kız çok güzeldi. Adamla evlenmek için onunla pazarlık etti. Ve şöyle dedi;
“Bak seninle evlenirim, senin mutluluğun, varlıklı bir insan olmak için canla başla çalışırım. Ancak bana hiçbir zaman devekuşu yumurtasından çıktığımı söylemeyeceksin.”
Adam istenileni yapacağına söz verdi. Genç hanım çok çalışarak ona küçük bir çiftlik kurdu. İnekler besledi. Güzel bir meyve bahçesi kurdu. Ona en güzel elbiseleri hazırladı. Onun için en iyi yemekleri pişirdi.
Beş sene sonra adam köyün örnek çiftçisi seçilmişti. Bunu kutlamak için güzel bir ziyafet düzenlediler. Kadın kocasını çok içki içmemesi için uyardı. Adam iyice sarhoş olmuştu. Kendisini son defa uyaran karısına şöyle dedi:
“Sen kim oluyorsun da bana konuşuyorsun. Sen alt tarafı deve kuşu yumurtasından çıkmış, garip bir yaratıksın.”
Adam bunu der demez dengesini kaybetti. Yüzükoyun düştü. İki gün iki gece uyudu. Uyandığı zaman her şey yok olmuştu.
Ne yıllarca uğraşarak yaptıkları ev, ne çiftlik hayvanları, ne üstündeki güzel elbiseler. Her şey uçup gitmişti. Düşüncesizce konuşması yüzünden her şeyini kaybetmişti.
 
Söz gümüşse
Sükût altındır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ANANSİ VE KAPLUMBAĞA
 
“AFRİKA HALK HİKAYESİ YORUBE KÜLTÜRÜ (NİJERYA)”
 
 
Anansi, Afrika halk hikayelerinde hilekar davranışları olan iri bir örümceğe verilen isimdir. Afrika halk hikayelerinde onunla ilgili çok sayıda hikaye vardır.
Bir gün Anansi kaplumbağayı yemeğe davet etmişti. Aradan epey zaman geçti. Bir sabah o civarda gezinen kaplumbağa kahvaltı saati Anansiyi ziyaret ettiği takdirde yemeğe davet edileceğini umuyordu.
Evet örümceğin yuvası önünde tahta bir tabak, üstünde çeşitli meyve ve sebzelerden meydana gelen bir kahvaltı hazırlanmıştı.
Kaplumbağa büyük bir iştahla sofraya yanaştı ve meyvalara uzandı. Anansi hemen kaplumbağaya ellerini yıkayıp sofraya öyle oturmasını söyledi. Kaplumbağa hemen ellerini yıkamak için nehre kadar yürüdü. Ellerini yıkayıp geri döndü.
Fakat yerde süründügü için elleri yeniden kirlenmişti. Anansi ona yine ellerini yıkamasını söyledi. Kaplumbağa tekrar gelene kadar anansi bütün yiyecekleri bitirdi.
Bir müddet sonra kaplumbağa Anansi’yi göl kıyısına kahvaltıya davet etti. Kaplumbağa gölün tabanında bir sofra kurmuştu. Kaplumbağa Anansi’ye çok güzel bir sofra kurduğunu müjdeledi. Ancak Anansi ne yaptıysa gölün tabanına inip o hazırlanan sofradaki yiyecekleri yiyemedi.
 
 
TEMBEL EŞEKLER
 
 
 
BİR AFRİKA HALK HİKAYESİ”
 
 
 
 
Bir zamanlar Niya Kundi isminde bir adam vardı. Bu adam her gün eşeklerine yüklediği malları civardaki bir köyde Pazar yerine götürür ve orda satardı.
Bir gün Niya Kundi eşekleri ile yol üstündeki Lou Köyü’ne gitti. Adam orada tuz alıp eşeklere yükledi. Niyeti bu tuzu Kissi Köyü pazarına götürüp satmaktı.
Eşekler yol üzerinde bulunan bir dereden geçmekte oldukları sırada eşeğin biri tesadüfen deye düştü. Sırtındaki torbalarda bulunan bir miktar tuz suda eriyince eşeğin yükü hafiflemişti.
Eşek buna çok sevindi ve bu durumu diğer eşeklere anlattı.
Sonraki günlerde eşekler kasten dereden geçerken suya düşme numarası yaptılar.
Eşeklerin sahibi bu durumun bilerek yaratıldığını anlayınca, eşeklere sünger yükledi. Hayvanlar dereden geçerken düşme numarası yapınca bu defa yükleri artıyordu.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
SABAH YILDIZININ EVLENMESİ
 
Güney Afrika’da varlıklı bir çiftçi ailesinin çok güzel bir kızı vardı. Herkes tarafından sevilip sayılırdı. Bazıları ona sabah güneşi, bazıları da sabah yıldızı derlerdi. Onun ile evlenmek isteyen çok kişi vardı.
Bunların içinde üç kişi onun ve ailesinin de ilgisini çekiyordu. Herkes Sabah Güneşi’nin kimin karısı olacağını öğrenmeyi bekliyordu.
Bir ara; çöp çatanların biri gider, biri gelir bir durum yaşandı. Genç kızın kimde karar kılacağı merak konusu oldu. Ailesi de kolay kolay karar veremiyordu. En sonunda bir gün babasının aklına parlak bir fikir geldi. Bunu kızına da anlattı. Bunun üzerine genç kız birkaç gün yataktan çıkmamaya razı oldu.
Babası ilk önce etrafındaki adaylara kızının ağır hasta olduğunu sonra da öldüğünü duyurdu. Damat adaylarından önde gelen üçüne haberci göndererek cenaze törenine katılmalarını rica etti.
Birinci aday Bay Seçkin idi. Ölüm haberini duyunca;
“Bana ne! Beni ilgilendirmez, onun ile sözlü bile değildik!”
Dedi. İkinci adaya haber ulaştığında:
“Üzgünüm! Ancak, bu güzel günü gidip de mezar başında geçirmek istemiyorum!”
Dedi. Üçüncü aday haberi duyar duymaz hemen kızın ailesine gitti başsağlığı diledi. O bölgede cenaze töreninden sonra yemek hazırlanır ve konuklara ikram edilirdi. Kızın babası ile görüştü ve cenaze masraflarına katkıda bulunmak istediğini söyledi.
Sabah Yıldızı’nın babası bunu duyar duymaz kızının yanına koştu ve ona şöyle dedi;
“Uyan kızım uyan! Artık kalkabilirsin! Seni gerçekten seven ve sana değer veren damat adayı evimize geldi. Kalk ona hoş geldin de. En kısa zamanda seni evlendirebileceğim, değerli insan evladı insan bir damat adayı evimize geldi.”
Sabah yıldızı kalktı elini yüzünü yıkadı, güzel kokular süründe. En güzel elbiselerini giydi. Damat adayı annesinin bileziklerini genç kızın eline taktı. Aile mutlu bir nişan töreni yaptı ve en kısa zamanda düğünleri yapıldı.
 
Bugün 27 ziyaretçi (52 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=