Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - JAPON MASALLARI


 

KURUMUŞ AĞAÇLARA ÇİÇEK AÇTIRAN ADAM
“ BİR JAPON HALK ÖYKÜSÜ “
 
Bir zamanlar, Japonya’nın güneyinde küçük bir kasabanın kenar mahallesinde, iyi kalpli bir karı koca yaşardı. Küçük bahçelerinde ağaç ve sebze yetiştirerek, hayatlarını devam ettiriyorlardı. Karı koca tutumlu ve saygılı insanlardı. Çevredeki tanıdıklarına çok iyi davranışlardı.
Tek eksikleri bir çocuklarının olmayışı idi. Onlar da bütün sevgilerini “Şino” isimli köpeklerine vermişlerdi. Şino beyaz bir köpekti. Karı koca bütün gün bahçede çalışır, akşamüzeri eve dönerlerdi. Eve gelirken mutlaka sevgili köpeklerine de bir şeyler getirmeyi ihmal etmezlerdi..
Bir gün bahçelerinde köpeğin bir küçük çukur açtığını görünce, çok sevindiler. Hemen ellerine çapayı alıp, çukuru büyütmeye giriştiler. Birden, karşılarına altın dolu küçük bir küp çıktı. Buna çok sevindiler. Hemen altınları bir torbaya koyup evlerindeki sandığa saklamaya gittiler.
Evlerinin yan tarafında kötü kalpli kıskanç bir komşuları vardı. Evlerini çevreleyen bambu bir duvar vardı. Kötü komşu olanları bambu çitlerin arasıdan gördü ve çok kıskandı.
Kısa bir süre sonra kötü komşu, kendi tarlalarına giderken. Yaşlı karı kocadan köpekleri Şino’yu istediler. Yaşlı adam;
“- Şino’ya iyi bakmaya söz verirseniz onu alabilirsiniz.”
Dedi. Kötü komşu Şino’ya iyi bakacağına söz verdi. Fakat tarlaya gidince, Şino’ya şunu dedi;
“- Sen yetenekli bir köpeksin. Şu ağacın altını kaz, bak bakalım bana da altın dolu bir küp bul.”
Ve köpeği kazı işine zorladılar. Köpek epey kazınca altın yerine pis pis kokan gübre çıktı. Kötü komşu buna çok sinirlendi. Elindeki çapayı Şino’nun başına vurunca; köpecik öldü.
Aradan birkaç gün geçince, yaşlı adam köpeğini aradı. Komşusuna sorunca; O, köpeği öldürdüğünü kabul etti. Yaşlı adam köpeğin öldüğü yeri öğrenince, oraya güzel bir ağaç ekti. Orada çok güzel bir ağaç büyüdüğünü görünce; kıskanç komşu çok sinirlendi. Gidip o ağacı kesti. İyi kalpli ihtiyar kesilen ağacın gövdesinden bir tahta havan yaptı.
Sonraki günlerde, ne zaman havanı eline alıp karıştırdı ise havandan güzel yemekler, pastalar çıktığını gördü. Bir süre sonra; kötü komşu, havanı ödünç almak istedi. İyi kalpli ihtiyar buna itiraz etmedi.
Kötü komşu havanı her eline aldığında uygun bir istekte bulunacağında, kötü bir davranışta bulunuyordu. Sonuç olarak da; havandan kötü kokulu bir şeyler çıkıyordu. Kıskanç komşu sinirlenip, havanı yaktı.
İyi kalpli yaşlı çiftçi, havanını sorunca; ona, havanın külleri gösterildi. O da o külleri toplayıp bir kavanoza koydu. O külleri sevgili ölen köpeğinin bir parçası sayıyordu. Sonra bir gün bahçesinde kuruyan bir kiraz ağacına serpti. Sonunda beklenmedik bir olay gerçekleşti.
O kuru ağaç, kış ortasında yaprak ve çiçek açtı. En sonunda da kiraz yüklendi. Bu olay, çevrede duyulunca da büyük ilgi yarattı. Sonuçta; olay, bölgede bulunan zengin bir beyin kulağına gitti. Onun da bahçesinde çok sevdiği bir kiraz ağacı kurumuştu. İyi kalpli çiftçinin, onun ağacını da diriltmesini istedi. Çiftçi, elinde kalan küllerin bir kısmını alıp, beyin bahçesine gitti. Bir deneme yapabileceğini söyledi.
İlginç olan bir mucize yeniden tekrarlandı ve beyin bahçesindeki çok sevdiği kiraz ağacı, hemen çiçeklendi. Bey, bu olaya çok sevindi ve ihtiyar bahçeciye üç kese altın verdi.
Kıskanç komşusu, bunu duyunca adeta çılgına döndü. Hemen bahçede bulunan arta kalan külleri topladı ve sakladı. O sırada beyin başka bir ağacı daha kurumuştu. Bu defa, tellallar çıkardı ve ağacı canlandıracak adama ödüller vaat etti.
Kıskanç komşu ödül vaat edildiğini duyunca o da bulduğu külleri alıp; beye gitti. Beye saygılı bir davranışı olmadan işe girişti. Beyle tartıştı ve külleri beyin suratına savurdu.
Savrulan küller içinde bulunan sert bir cisim beyin gözünü yaraladı. Bunun üzerine bey kıskanç komşuya çok kızdı ve onu hapse attırıp cezalandırdı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
MAVİ ÇAKAL
 
 
Bir gün ormanda gezinen çakal av bulamamıştı. Aç kalınca bir köye girdi. Köy meydanında onu gören köpekler havlamaya başladılar. Çakal çok hızlı koştuğu için köpekler onu yakalayamadılar.
Bu arada çakal bir evin avlusuna girdi. Avluda içinde yün boyamak için kullanılan mavi boya dolu bir havuz vardı. Çakal bu havuza dalınca maviye boyandı. Artık değişik bir hayvan olmuştu.
Onu gören hayvanların hep sorduğu bir soru vardı.
“ Kimdi bu mavi yaratık?”
Çakal bu soruları karşılamak için yalanlar uydurmaya başladı;
“- Tanrı beni hayvanlara kral olarak gönderdi!”
dedi. Bunun üzerine hayvanlar toplanıp yeni krala saygılarını sunmaya başlamıştı. Hayvanlar öbek öbek yeni kralın karşısına çıkmışlar. Geyikler, yaban domuzları, filler, aslanlar arka arkaya dizilmişler. Her hayvan kendi özel sesleri ile yeni kralı selamlıyormuş. Arslanlar kükrüyor, köpekler havlıyor, domuzlar homurdanıyormuş.
Sıra çakallara gelince onlar ulumaya başlayınca yeni kral da dostlarını uluyarak karşılamış.
Bu defa onun çakal olduğu meydana çıkmış. Hayvanlar bu defa ona öfke ile saldırmışlar. Sonuçta çakal parçalanarak hayatını kaybetmiş.
Bu hikayeden çıkan sonuç şudur;
“ Yalan üzerine kurulmaya çalışılan her başarı öyküsü, olayların gelişmesi ile acı sonuçlara dönüşür.”
 
 
 
 
 
ŞEMSİYE NEREDEDİR?
 
 
 
 
“BİR JAPON ZEN HİKAYESİ”
 
 
Japon kültüründe olgunluk kazanmak isteyen bir öğrenci, bir Zen üstadından eğitim alır. 10 yıl çalıştıktan sonra ustalık belgesini almaya hak kazanır. Çok defa olgunluğa varıp varmadığı sorgulanır.
İşte böyle bir öğrenci yağmurlu bir günde tanınmış Zen Üstadı Nan-in’i ziyarete gider.
Eve girdiği zaman ev sahibi ona şu soruyu sorar;
“- Ayakkabılarınızı ve şemsiyenizi dışarıda mı bıraktınız?”
“- Tabi her saygılı insanın yapması gerekeni yaptım.”
“- Lütfen söyler misiniz şemsiyenizi ayakkabıların sağına mı yoksa soluna mı koydunuz?”
“- Bilmiyorum üstadım, buna dikkat etmedim.”
“- Zen Budist anlayışında her yaptığımız işin en küçük ayrıntısının bile ayırdında olmanız en iyi davranış şeklidir. Per konuda bilinçli olmamız anlayışı geçerlidir.
Ayrıntılara önem vermeyi ihmal eden insan, istemeden kendi hayatını ihmal edebilir. Başkalarının hayatını da olumsuz yönde etkileyebilir.
Söz gelişi ortada kesici aletler bırakan bir baba bunun oğlunun eline geçebileceğini düşünmelidir.
Kılıcına her gün gerekli bakımı yapmayı ihmal eden bir Samurai bir gün en çok ihtiyacı olduğu anda kılıcının paslanmış olduğunu görebilir.
Her gün sevgilisine çiçek vermeyi ihmal eden bir genç adam, bir onu kaybedebilir.”
Üstadının bu konuşmasından sonra Zen öğrencisi hatasını anlar. Teorik bilgi olarak Zen öğrencilerinin neler yapmaları gerektiğini bildiği halde uygulamaya gelince, o konuda yetersiz kalmıştı. Yapılacak olan en akıllı iş yanlışlarını kabul edip nasıl daha iyiye ulaşabileceğini bilmektir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
HIZIR’I GÖRMEK İSTEYEN PADİŞAH
 
Vaktiyle bir padişah Hızır’ı görmek istediğini söylemişti. Padişahın Hz Hızır’ı görmek istemesinin sebebi ard arda gelen isyanlar, ekonomik zorluklar ve yaşanan sıkıntılar idi.
Vezirlerinden birisi;
“- Ülkeye haber salalım. Size Hz Hızır’ı bulmanıza yardım edecek olana ödül vaat edelim!”
dedi. Böylece tellallar bütün ülkede padişahın dileğini duyurdular. Çok sıkıntı içinde olan bir köylü padişaha müracaat ederek ona Hz Hızır’ı göstereceğini söyledi. Padişah kaç güne kadar bunu başaracağını sorduğu zaman iki aylık bir süre üzerinde anlaştılar.
Padişah ona bir kese altın verdi. Köylü bu para ile ailesinin ihtiyaçlarını karşıladı. Ancak anlaşmanın sona erdiği gün köylü padişaha giderek cezasına razı olduğunu söyledi.
Padişah, köylüye bunu neden yaptığını sorunca, o da dürüst bir şekilde sıkıntıda olduğunu anlattı.
Başvezir padişaha konuyu görüşmek üzere bir toplantı yapılmasını istedi. Toplantıda köylüye ne ceza verileceği tartışılmaya başlandı.
1 nci vezir padişaha karşı böyle bir suç işleyen insanın idam edilmesi gerektiğini söyledi.
2 nci vezir böyle sorumsuz insanların derisinin yüzülmesi lazım geldiğini ileri sürdü.
3 ncü vezir böyle insanların kırbaçlanması gerektiğini söyledi.
4 ncü vezir vatandaşların cezalandırılmasının yanlış olacağını, ülkede eğitimin geliştirilmesi ve ekonominin canlandırılması için halka yardım edilmesi gerektiğini söyledi. Padişah en sonunda köylüye bu söylenenler hakkında ne düşündüğünü sordu. Köylü şunları söyledi;
“- Padişahım senin dört vezirin var fakat bunların içinde insancıl anlayışta olan sadece dördüncü vezirdir.
1 nci vezir katil bir aileden geldiği için ancak öldürmeden anlar. Başka bir şey düşünemez.
2 nci vezir bir denizcinin veya bir kasabın soyundan gelir. Onlar da insaf yoktur. Devlet idaresi sevgi ve saygı dayanırsa güçlü bir yönetim olur. Acımasız bir yönetim ülkede birlik ve bütünlüğü, dirlik ve düzeni sağlayamaz.
3 ncü vezir kırbaçlamadan söz ediyor. Kırbaç ile hayvanları bile idare edemezsiniz. Kırbaçlanan bir at bir gün sahibini uçurumdan atar.
Sevgili padişahım dikkat etmişseniz sorumlu bir devlet adamı gibi konuşan bir tek o oldu.
Bana kalırsa, ben sizin yerinizde olsam diğer vezirleri kovar, yönetimin başına 4 ncü veziri getirirdim.
Sevgili padişahım sen Hz Hızır’ı görmek istiyordun. Hızır’ın özelliği nedir? Darda olan insanlara yardım eden ermiş kimse değil midir?”
Padişah bu konuşmadan çok etkilenmişti. 4 ncü vezirini Sadrazam yaptı. Onun yönetiminde ülke sıkıntılardan kurtuldu. Anlayışlı, halkı seven, sayan bir devlet adamı sayesinde ülke kurtuldu.
Padişah ne zaman bu olayı hatırlasa akıllı köylü vatandaşın ona doğruyu bulmaya nasıl yardım ettiğini hatırlardı.
“Kul sıkışmaz ise Hızır yetişmezmiş” sözü o zamandan kalmadır.
 
 
 
 
İSKOÇLARIN KRALI BRUCE
BİR ÖRÜMCEKTEN NASIL DERS ALDI
 
 
 
İskoç kralı Bruce, İngiliz kralı ile yaptığı savaşta yenilmişti. Sonunda kayalık bir bölgedeki bir mağarada saklanmaya başladı.
Bruce iyi bir gözlemci idi. Bir ara mağarada ağını örmek için çaba gösteren bir örümceği incelemeye koyuldu.
Örümcek bir kaya çıkıntısına ağını gerebilmek için büyük çaba harcıyordu. Hesaplamıştı, sabahtan beri altı defa denediği halde başarılı olamamıştı.
Öğleden sonra gözlerini yine aynı noktaya dikti. Evet yedinci defa denediğinde örümcek başarılı olmuştu. Bu olay üzerine Bruce şöyle bir yorum yaptı;
“- Ben de şimdiye kadar altı defa yenildim. Ancak bir kere daha deneyeceğim. Bu defa başaracağıma inanıyorum!”
Bruce, bu düşünceye vardığı zaman hemen mağaradan dışarı çıktı. Adamlarını etrafına topladı, yeni bir savaş başlattı ve yedinci defa girdiği savaşta başarı sağladı.
O tarihten sonra İngilizler, İskoçları ayrı bağımsız bir devlet olarak tanıdılar.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
KAPLANIN BIYIKLARI İLE YAPILAN BÜYÜ
 
 
Genç bir kadın kocasının son zamanlardaki davranışlarından mutsuzdu. Bunu komşusuna anlattığı zaman, kendisine büyü yaptırmasını söyledi.
O bölgede ormanda yaşayan bir büyücü oldukça isim yapmıştı. Genç kadın bir sabah büyücüye gitti ve sorununu anlattı.
Büyücü, istenilen büyüyü yapmak için canlı bir kaplandan sökülecek bıyıkların bulunup getirilmesini istedi.
Genç kadın gayesine varmak için her fedakarlığı yapmaya hazırdı. Sora sora, o bölgeye yakın bir mağarada yaşayan bir kaplan bulunduğunu öğrendi.
Evinde hazırladığı etli bir yemeği bir çanağa koyup kaplanın mağarasına yakın düz bir kayanın üstüne yerleştirdi.
Kaplan kokuyu alınca gelip o getirilen yemeği yedi. Genç kadın sabırla kaplana yemek getirerek yakınlaşmanın yolunu buldu.
En sonunda yaratılan güvenle onu okşamaya başladı. Sonra bir gün yemeğine uyku ilacı koydu. Kaplan uyuyunca onun bıyıklarını kesti ve büyücüye götürdü.
Büyücü kaplanın bıyıklarını kaptı ve ateşe attı.
Kadın büyücünün bu davranışına kızdı. Bunun üzerine büyücü şunu söyledi;
“- Sen sabırla bir kaplanı bile yola getirdin. Aynı sabrı kocanızı da yola getirmek için gösterirseniz, sizin büyüye ihtiyacınız olmaz!”
 
 
 
 
 
 
 
 
 
GEORGE WASHINGTON VE KİRAZ FİDANI
 
 
George Washington yedi yaşında bir çocukken akrabalarından biri ona küçük keskin bir balta vermiş. O da gitmiş babasının oldukça pahalıya satın aldığı bir kiraz fidanını kesmiş.
Babası bahçede gezerken, olayın farkına varınca buna çok üzülmüş ve kızmış. Sonra ailenin bütün bireylerini ve bahçede çalışanlarını toplayıp kiraz ağacını kimin kestiğini sormuş.
Küçük George babasının çok kızacağını bildiği halde, kiraz ağacını kendisinin kestiğini kabul etmiş.
“- Babacığım o kiraz ağacı ben kestim!”
dediği zaman babası buna çok sevinmiş. Sevinç çığlıkları atmış ve sonunda şöyle demiş;
“- Benim oğlumun doğruyu söylemesi benim için binlerce altından daha değerlidir!”
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bugün 27 ziyaretçi (62 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=