Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - KIRGIZ MASALLARI


 

AKÇA KIZ
“Kırgız Masalı”
Bir zamanlar halkın çok sevdiği bir Hakan vardı. Halkına veda için bir toplantı düzenledi. Artık öleceğini ve bir Han seçmeleri gerektiğini söyledi. Halkın istediği Hakanın kendi yerine geçecek olan kişiyi kendisinin seçmesi idi amacı. Hakan da;
“Beyaz şahınım kimin başına konarsa, onu yöneticiniz olarak seçersiniz.”
Dedi. Hakan seçimin onun ölümünden sonra olmasını istedi. Kısa bir süre sonra Hakan öldü. Hakanın otağı önünde büyük bir şölen düzenlendi. Bu törende uçurulan bir beyaz şahin bir çobanın başına kondu.
Bazıları, bir çobanın Hakan olamayacağını söylediler. Ancak; yeni seçilen Hakan, iyi bir yönetici oldu. Kısa sürede duruma hakim oldu. Halka kendini sevdirdi. Halk toplanarak onun kendisine bir eş seçmesini istedi.
Peki kim Hakanımızın eşi olacaktı? Hakan, bir toplantıda bazı bilmeceler sordu ve cevaplandırılmasını istedi.
Hakan’ın sorduklarını şöyle sıralayabiliriz.
Gün batımı ile gün doğumu arasında olan zaman ne kadardır?
İkinci bilmece şöyleydi;
Gök ile yer arasındaki mesafe ne kadardır?
Üçüncü soru şu idi:
Aldatma ile gerçek arasındaki mesafe ne kadardır?
Hakan kendisinin etrafında toplanan kızlara;
“Şimdi gidip üç gün bu sorular üzerinde düşünün. Sonraki günlerde sabah ve akşam, günde iki defa gelip bana cevaplarınızı vereceksiniz.”
Kızlar, Hakanın sorularını dinledikten sonra, mahallerine dağıldılar. Akça Kız diye bilinen çok akıllı hazırcevap bir kız vardı.
O; sorulara güzel cevaplar hazırladı. Onun verdiği cevapları, Hakana aktardılar. Hakan gelenlerin cevaplarını dinlediğinde;
“Size bu aklı kim verdi?”
dedi. Kızlar Akça Kız’ın adını söylediler. Hakan Akça Kızı sarayına davet etti. Akça Kız’ın Hakanın sorularına verdiği cevaplar şöyledir:
“1. Gün batımı ile gün doğumu arasındaki zaman bir gündür.”
“2. Gök ile yer arasındaki mesafe, kaş ile göz arasındaki kadar mesafedir. Başımızı yukarı kaldırdığımız zaman; gök yüzünü görürüz. Başımızı eğdiğimiz zaman yer yüzünü görürüz.”
“Üçüncü soru yanılma ile gerçek arasındaki mesafe; göz ile kulak arasındaki mesafe kadardır. Duyduklarımdan yanılabilirim, ancak gördüklerime inanırım.”
Hakan bu cevapları dinlediği zaman çok mutlu olmuştu. Bunun üzerine Akça Kız ile güzel bir törenle evlendiler.
Evlenmeden önce Hakan Akça Kıza şunları söyledi;
“Sen akıllı kızsın, seni eşim olarak alıyorum. Ancak benim yaptığım işlere karışmayacaksın, bilgi vermeyeceksin.”
Akça Kız sarayı gezerken arada bir hazine dairesine girip kocasının neler yaptığını izliyordu. Bir gün hakanın tahtın yanı başında asılı duran eski çobanlık günlerinden kalan çizmelerine bakıp ağladığını gördü.
“Demek ki geçmişini inkar etmiyor. Bu iyi bir şey.”
Diyordu. Kısa bir süre sonra, bir sorunu olan vatandaşa bir tanıdığı şöyle dedi.
“Sen bu konuyu Akça Kıza anlatırsan, o sorununu çözümleyecek bir yol bulabilir.”
O hanım bir tanıdığı vasıtasıyla Akça Kıza sorunu aktardı. Onun fikrini aldı. Akça Kızın o hanıma akıl verdiğini Hakan öğrendiği zaman çok kızdı. Akça Kızı karşısına aldı. Ona şunları söyledi;
“Sana benim idare ile ilgili işlerime karışmanı istemediğimi söylemiştim. Sen anlaşmamıza uymadın. Onun için eşyalarını topla, istediğin her şeyi alabilirsin. Ondan sonra çekip gidebilirsin.”
Akça Kız buna çok üzüldü;
“Sana yemek yapıyorum. Yemek pişsin birlikte yeriz, sonra çekip giderim.”
Dedi. Akça Kız yemek sırasında Hakana içki sundu. Hakan içkiyi içince kendinden geçti. Kraliçe görevlilerden Hakanı arabaya taşımalarını istedi. Akça Kız onu babasının bahçesindeki eve götürdü. Hakan kendine geldiği zaman gözlerini açtığında, bu işe çok şaştı;
“Ben neredeyim? Neden beni buraya getirdiniz?”
dedi. Akça Kız Hakana şunları söyledi;
“Bana evden her istediğimi alıp gidebilirsiniz dediniz. Ben, sevgili Hakanım, değerli eşim sizi istiyorum. İstesem hazineleri alıp gelebilirdim. Ancak ben bir tek sizi istiyorum. Onun için sadece sizi alıp geldim.”
Hakan kendi kendine şöyle dedi;
“Akça Kız akıllı bir eştir. Beni de seviyor, onun için yeniden birlikte olmamız lazım.”
Akça Kız ile Hakan birlikte uzun yıllar mutlu bir ömür sürdürdüler. Bir saray bilgesi şöyle demişti;
“Uzun süreli, uzun soluklu işler ancak akıllı insanlarla yürütülebilir.”
ÇATLAK TABAN
“Bir Kırgız Öyküsü”
 
Bir zamanlar, Kırgız ülkesinde dediği dedik bir hakan vardı. Bir gün, kızı bir konuda fikrini söyledi. Ona fena halde kızdı. Kız fikrinin kabul edilmesini sağlamak için onu çeşitli kağıtlara ve bezlere yazdı ve sonra onları çeşitli yerlere astırdı.
Hakanı kızdıran yazı şöyle bir cümleydi.
30 yılda kazanılanlar, 1 saatte kaybolabilir.”
Hakan kızına şöyle dedi;
“Seni şimdi çok fakir bir adamla evlendireceğim. Görelim bakalım 30 yılda ne yapabileceksin.”
Hakan kızını Çatlak Taban dedikleri bir adama verdi. Hakanın kızı buna hiç itiraz etmedi;
“Ben onunla seve seve evlenirim.”
Dedi. Adam çok fakirdi, giyecek bir ayakkabısı bile yoktu. Ayak tabanları çatlat çatlaktı. Dağda bayırda çetin, zor işlerde çalışmaktan, ayakları bambaşka bir şekil almıştı. Kişiliğinin en belirgin özelliği nasırlı ayaklarındaki derin çatlaklardı.
Hakanın kızı Çatlak Ayak isimli adamın evine yerleşti. Önce evi temizledi, ortalığa bir çeki düzen verdi. Annesinin kendisine verdiği takıları sattı evlerinin yanındaki tarlayı aldı: kocasını ormana odun toplamaya gönderdi. Sattığı odunlarla eve yiyecek aldı. Ormandan topladığı kekik gibi çeşitli bitkileri baharat satan yerlere ve çarşı pazara götürdü. Eve bir dokuma tezgahı kurdu. Mahalledeki kadınlar ile dokumalar ve nakışlar ürettiler. Bunları satarak bir at arabası aldı. Artık birlikte ürettiklerini komşu pazarlara da götürdüler.
Evin önündeki tarlada bir kuyu kazıp su buldular. Bahçede sebze yetiştirdiler. Tavuk ve kuzu beslediler. Durumları düzelince birkaç deve alıp, onlar da tanıdık bir kervancı ile doğudaki şehirlere ticaret yapmaya gittiler.
İyi ilişki içerisinde oldukları insanlar onlara kredili mal verdiler. Doğunun baharatını, ipek ve porselenlerini satarak kısa sürede zengin oldular. Sonunda güzel büyük bir saray yaptırdılar.
Zengin oldukları zaman Hakanın av partilerine katıldılar. Hakan onları sarayına davet etti. O gün av partisine Hakandan önce gitmişlerdi. Hakanın kızı babasına şöyle dedi;
“Şu anda siz bizim misafirimizsiniz. Haydi önce bizim eve gidelim.”
Hakan davetli gittiği evin kızının evi olduğunu bilmiyordu. Evin içine girdiklerinde duvarlarda yıllar önce kızının söylediği o meşhur cümlenin yazılı olduğunu görünce, onu davet eden kişilerin kızı ve damadı olduğunu anladı.
Kızını kucakladı ve şöyle dedi:
“Akıl, sabır, metanet ve azim en büyük hazinedir.”
Bugün 27 ziyaretçi (61 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=