Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - PAKİSTAN MASALLARI


 

 
 
 
 
DORANİ İLE PRENS RAŞİD
 
“BİR PAKİSTAN MASALI”
 
 
Bir zamanlar Hindistan’da İndra şehrinde zengin bir parfüm tüccarı varmış. Onun Dorani isminde çok güzel bir kızı varmış.
Onun en belirgin özelliği altın renkli saçlarıymış. Dorani bir gün arkadaşları ile bir nehir kıyısına yüzmeye gitmiş. O sıralarda saçları epey uzamıştı. Arkadaşları ona saçlarından bir karış keserse yeni bir saç modeli de seçtiği takdirde daha bir güzel olacağını söylemişler.
Dorani kesilen saçlarını geniş bir yaprağa sarmış, üstüne kırmızı bir kurdele bağlamış ve nehre salıvermiş. Tesadüf bu ya Hint ülkesinin kralının oğlu avdan dönerken atına su vermek için nehir kıyısına gitmiş. Geniş bir yaprak içinde sarılı olan cismin ne olduğunu merak etmiş. Paketi aldığı zaman bunun bir kadının saç örgüsü olduğunu anlayınca şaşırmış kalmış. Paket açılınca ortaya insanı büyüleyen bir koku yayılmış.
Arkadaşları bunun gülyağı kokusu olduğunu söylemişler. Prens hemen böyle güzel kokular yayan, altın rengi saçları olan güzel kadınla evlenmek istediğini söylemiş.
Hemen ülkenin her tarafına haberciler göndererek Hint kralının oğlunun böyle altın rengi saçları olan bir genç kız ile evlenmek istediği haberi herkese duyurulmuş.
Dorani’nin babası bunu duyunca kızına danışmış. Dorani babasına şunu söylemiş;
“- Kralın oğluyla bir şartla evlenirim!”
Babası kızına şartının ne olduğunu sormuş. Dorani’nin cevabı çok ilginçti;
“- Gündüz sarayda kalabilirim, ancak geceleri evimde uyumak isterim. Eğer kral ve prens bu şartımı kabul ederlerse saraya gelin gidebilirim.”
Dorani’nin babası Hint kralını gidip gördü ve kızının isteklerini iletti. Kral bu isteği saçma bulduğu halde bunun geçici bir kapris olduğunu düşündü.
Düğünden sonra Dorani her gün sarayda oturuyor, akşam olduğunda tahtırevanına biniyor ve babasının evine gidiyordu. Onun tahtırevan denilen yürüyen koltuğunu dört saray görevlisi taşıyordu. Prens dediğimiz gibi bunun geçici bir heves olduğunu sanmıştı. Ancak Dorani her gece babasının evine gitmekte ısrar ediyordu.
Ayrıca bütün gün bir koltukta başı önüne eğik oturuyor, kocasına bir tek kelime dahi konuşmuyordu.
Bir gün kralın oğlu sarayın önündeki havuz başında başı önünde eğik vaziyette oturuyordu. Saray bahçıvanı çok deneyimli bir bilgeydi. Çocukluğundan beri prens ile iyi bir dostluk ilişkisi vardı. Bahçıvan prense neden üzgün olduğunu sordu. Prens karısının neden onunla konuşmadığını, neden her akşam babasının evine gittiğini anlamadığını ve bu duruma çok üzüldüğünü anlattı.
Bunun üzerine bilge bahçıvan prense bir tavsiyede bulundu. Ona vücuduna sürdüğü zaman görünmez olacağı bir merhem verdi. Görünmez olunca karısını kolayca takip edebilirdi.
Prens eve geldiği zaman odasına geçti. Onu görünmez hale getiren ilacı sürdü ve karısını takip etti. Karısı babasının evine gidince, orada bulunan bir uçan sandalyeye bindi ve periler sarayına gitti.
Prens uçan sandalyeye binen karısının oturduğu araca tutunarak o da periler sarayına ulaştı. Orada peri kızları tüller giyip dans ettiler.
Şarkılar söylediler. Dorani periler sarayında sihirli flüt çalarak dans etti. Prens karısının bu marifetlerini görünce çok şaşırdı.
Dorani ancak sabaha karşı babasının evine döndü.
Ertesi gün Prens Raşit o gece gördüklerini sanki rüyasında görmüş gibi karısına anlattı. Dorani ertesi gece de periler sarayına uçan koltuğu ile giderken kocası da onunla birlikte uçtu. Peri kızları koltuğun eğri duruşundan bir aksilik olduğunu anladılar ve bunu Dorani’ye aktardılar. Dorani kocası ile konuyu tartıştığında takip edildiğini anladığını söylemekten çekinmemişti.
Kocasından kendisini takip etmemesini rica etti. Tam bu tartışmanın olduğu sırada perilerin reisi onları dinliyordu. Hemen karşılarına dikildi, her ikisini de kutsadığını söyledi. Sonunda şöyle dedi;
“- Periler diyarında kutsanmış olan insanlar daima birbirlerine güvenmeyi ve sevmeyi öğrenirler. Karşılıklı sevgi ve saygı ortamında gelişen dostluklar insanların mutlu olduğu aileleri oluşturur.”
Dorani bu olaydan sonra ve Prens Raşit yeni bir hayata başladılar. Artık Dorani kocasına en güzel şarkıları söylüyor ve güzel hikayeleri anlatıyordu.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ALTIN GEYİK
 
Vaktiyle çok zengin bir adam vardı. Sarı Hasan dedikleri bir oğlu olmuştu. Doğuştan çok ince yapılıydı, bir de çok renksizdi. Akranları okula veya sanat öğrenmeye giderken o oğlunun zevk ve eğlence peşinde koşmasına aldırış etmedi.
“- Ne de olsa biz zenginiz. İstediğimizi para ile elde ederiz!”
diyordu. Zengin adam kısa bir süre sonra öldü. Babası ölünce oğlunun etrafına topladığı eğlence ve oyun arkadaşları Hasan’ın bütün varını yoğunu talan ettiler. Elindeki arazileri sattırdılar.
Bütün paraları içkide ve kumarda yiyip tükettiler. Ve Hasan çok zor durumlara düştü. Borç para veren insanlardan para borçlandı. Bir süre sonra alacaklılar onun kapısına dayandılar ve onu tehdit ve taciz etmeye başladılar.
Bir gece rüyasında altın geyiğin gelip onu kurtardığını gördü. Bu rüyayı bir tanıdığa anlattı. O arkadaşı altın geyiğin Kızıl Kayalar dedikleri bölgede görüldüğünü söyledi.
Bu denilen yer yüksek bir nehir kenarındaydı. Ertesi gün o nehir kenarına gitti. Onun oraya geleceğini duyan alacaklılar, meyhane arkadaşları da oraya gelip onu orada da sıkıştırmaya başladılar.
Sarı Hasan bu duruma çok üzüldü ve nehire atlayıp intihar etmek istedi. Nehirde yüzmeye çalışırken bir anda kendini kaybetti ve su yutmaya başladığı anda karşısında bir altın geyik gördü. Geyiğin dili açıldı ve;
“- Sırtıma bin seni kurtarayım!”
dedi. Geyik biraz sonra Sarı Hasan’ı ormandaki bir kulübeye götürdü. Kulübede bir köşede saklı bir hazine vardı. Altın geyik bu hazinen yerini Sarı Hasan’a gösterdi. Ocağın yanındaki bir mermeri kaldıran genç adam epey bir altın para buldu.
Bu para ile borçlarını ödedi. Padişah casusları vasıtasıyla altın geyiğin varlığını öğrenince halka bir bildiri yayınladı;
“- Padişah altın geyiğin yerini bildirene ödül vaat etti.”
Sarı Hasan padişaha altın geyiğin yerini söyleyince zavallı hayvan kolayca yakalandı. Padişah geyiği çok sevmişti. Onu sarayında misafir etti.
Padişah bir gün geyiğe bir şikayeti olup olmadığın sordu. Altın geyik şunları söyledi;
“- Sarı Hasan yaptığı kötülükler sonucu iflas etmişti. Sonunda borçluların hakaretlerine dayanamayıp intihara kalkıştı. Boğulmak üzereyken ben onu kurtardım. Sonra ona bir hazinenin yerini gösterdim. Öyle olduğu halde beni size ihbar etti. Böyle sadece kendini düşünen, zor zamanlarda ona yardım edenlere ihanet edenlerden hayır gelmez. Sevgili padişahım, bu gün bana ihanet eden yarın size de ihanet eder. ”
Saray bahçesinde altın geyik ile padişah bunları konuşurken bir ceviz ağacındaki karga onları dinliyordu. Karga kendini tutamadı.
“- Vay nankör vay!”
dedi. Bunu diğer kargalar da tekrar ettiler. O ses dağlarda, vadilerde yankılandı. Duyan duymayana anlattı;
“- Vay nankör vay!”
O günden sonra Sarı Hasan ortalıkta görünmedi. Rivayete göre o şehirden kaçıp gitmiş. Bir daha kimseye görünmemiş.
 
İnsanlar kötü isim yapınca bulundukları ortamda yaşayamazlar.
ÜÇ KARGACIK
 
Genç karga yavrularının yetişkinlerin toplu uçuşlarına katılmaları incesinde kargaların reisi tarafından imtihan edilmeleri gerekiyordu.
Kargaların reisi üç genç kargayı karşısına aldı ve onlara sorular yöneltmeye başladı. Birinci kargaya şu soruyu sordu;
“- Bizim için en büyük tehlike nedir?”Kargacık biraz düşündü ve;“- Bizim için en büyük tehlike oktur.”
Dedi. Karga reisi ikinci kargaya bir soru yöneltti;
“- Bu konuda sen ne düşünüyorsun?”
İkinci kargacık şöyle konuştu.
“- Bence keskin bir nişancı olmadan, ok kendi başına bir tehlike değildir.”
Karga reisi bu defa üçüncü karganın karşısına geçti. Bu defa onun fikrini sordu. Üçüncü karga tamamen değişik düşünüyordu. Reis ona fikrini açıklamasını isteyince şöyle dedi;
“- Bence keskin bir nişancı çok büyük bir tehlike değildir. Biz onun nereye nişan aldığına dikkat edersek, sağa veya sola doğru yön değiştirirsek kurtulabiliriz. Fakat karşımızda acemi bir avcı varsa nasıl korunacağımızı bilemeyiz!”
Kargaların reisi aldığı bu cevaptan memnun kalmıştı. Onlara başarılar diledi.
“- Bu dersten sonra artık karga sürülerinin toplu uçuşlarına katılabilirsiniz.”
Dedi. Hepsine;“- İyi uçuşlar diledi:”
 
 
AY, GÜNEŞ, GÜMÜŞ HANIM VE AĞAÇ
 
 
 
Bir zamanlar Ay, Güneş, Gümüş Hanım ve ağaç dört kız kardeştiler. Bir adam Gümüş Hanım ile evlenmek istedi.
O sırada Gümüş Hanım yükseklerde uçmaya çıktığı için adam geldiğinde onu bulamadı. Bu defa ağaç gümüş hanımın gelinliğini giydi ve onun yerine adam ile evlendi. Düğünden sonra adam aldatıldığını anladı.
Bunun üzerine onu yakaladığı bir geyiğin sırtına bindirdi. Geyik hızlan onun yanından uzaklaştı. Bu defa ağaç her gittiği yerde tohumlarını dökünce dünyada büyük ormanlar meydana geldi. Bu defa Ay ve Güneş Gümüş Hanımın öfkesinden korkup gökyüzüne çıktılar. Güneş dünyayı gündüzleri aydınlatırken, Ay da geceleri insanlara yol göstermeye devam etti. Kıskançlık dolayısıyla her biri ayrı bir ortama yerleşti ve birbirlerinden uzak yaşamaya devam ettiler.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bugün 26 ziyaretçi (40 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=