Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - TİBET MASALLARI


 

ÜÇ AVCI KARDEŞ
“Bir Tibet Masalı”
Üç avcı kardeş vardı. Üçü de avcı idi. Üçü de evli idi. Bekar olan kız kardeşleri de onlarla beraber yaşıyordu. Bir gün avcı kardeşler bir geyik avladılar.
İki büyük kardeşin karıları biri 35, biri 37 yaşında idi. Küçük gelin 17 yaşında idi. Kız kardeşleri de 17 yaşında bir genç kızdı. Büyük gelinler geyiği kebap ettiklerinde birer but aldılar. Küçük geline geyiğin başını verdiler. Kız kardeşe de kalan kemikleri verdiler.O, uyumlu iyimser bir kızdı. Kemikleri kırıp içindeki iliği büyük bir zevkle ve iştahla yedi. Büyük gelinler;
“Demek ilik çok daha üstünmüş! O bizi aldattı! izi aldattığına göre cezası ölümdür! Onu öldüreceğiz!”
dediler. Küçük gelin onlara bu fikirden vazgeçmelerini bu düşündükleri şeyi yapmanın kötü bir şey olduğunu söyledi. akat onlar düşündüklerini yapmada kararlı idiler. Ertesi gün kardeşler ava gittiklerinde büyük gelinler görümcelerini öldürdüler. Küçük gelin bu olaya çok üzüldü. Fakat ona susmasını yoksa, onu da öldüreceklerini söylediler.Kardeşler eve geldiklerinde kız kardeşlerini sordular. Büyük gelinler görümcelerini görmediklerini söylediler.
“Belki de kaçtı gitti!”
dediler. Küçük gelin bir şey söylemiyor, sadece ağlıyordu. Ertesi gün kardeşler yine ava gittiler. Dönerken bir ağacın altında oturup dinleniyorlardı. Birden küçük bir kuş gelip yanlarındaki bir kızıl çalıya kondu. Ötüşü sanki onlara bir şeyler söyler gibiydi. Ortanca kardeş çalının yanına gitti. Kuşa elini uzattı ve şöyle dedi;
“Sen benim kız kardeşim isen gel elime konuver, bana derdini anlat!”
Kuş hemen gelip ona derdini anlattı. Eve gidince küçük geline sordular. O zaman kız kardeşlerinin büyük gelinler tarafından öldürüldüğünü öğrendiler.
Bu defa üç kardeş bir oldu ve iki büyük gelini öldürdüler
 
 
 
BOYACI VE DÜLGER
 
 
“Bir Tibet Halk Öyküsü”
 
Her söylenilene uyup ona göre hareket edenler, başkalarına uyan takılmış atlar gibidir. Onlara binenleri istediği gibi yönetebilir. (Bir Tibet Atalar Sözü)
 
 
Vaktiyle Tibet’te güçlü bir kral vardı. Bu kralın çok iyi iş çıkaran iki ustası vardı. Biri iyi bir boyacı diğeri de çok iyi bir dülgerdi. İkisi de birbirine düşmandı. Kral yaşadığı sürece ikisini de ustaca idare ediyordu. Kral çok yaşlanınca yönetimi oğluna bıraktı. Bu defa genç kral babası kadar deneyimli bir yönetici değildi.
Kim ne söylerse ona kolayca inanıyordu. Kısa bir süre sonra kral öldü. Bu defa meydan kötü insanların genç kralı yöneteceği bir alana dönüştü. Bir gün boyacı krala geldi ve ona ölen babasından geldiğini iddia ettiğe bir mektup getirdi. Boyacı krala şöyle dedi;
“Kral hazretleri babanız gökyüzünde tanrının ona bağışladığı sarayında çok mutludur. Babanız tanrıları memnun etmek için tahtadan bir tapınak yaptırmaya karar verdi. Bunun için kendisine ülkenin en iyi ağaç yapı ustasını göndermenizi rica ediyor.”
Kral bu gök yüzüne usta göndermenin nasıl olacağını sordu. Boyacı şöyle dedi;
“Dülgeri bir alana oturtursunuz, etrafına aletlerini koyarsınız. Üzerine odun yığarsınız. Sonra onların üstüne kutsal yağı döker ve hepsini ateşe verirsiniz. Her yer yanıp duman olunca gök yüzüne yükselecek, orada yeniden canlanarak istenilen görevler yerine getirilecektir.”
Kral bu söylenenlere uydu ve dülgere gök yüzüne çıkmak için hazır olmasını söyledi. Dülger gerekli hazırlıkları yapmak için birkaç aylık izin istedi. O süre zarfında evi ile yakılma alanı arasında bir tünel hazırladı. Tünelin kazılmasında akrabaları ve arkadaşları gece gündüz fedakarca çalıştılar. Hazırlıklar bitince dülger altta tünelin olduğu yerde bir koltuğa oturdu.
Arkadaşları üstünü örttüler, o zaman dülger alttaki tünele indi ve oradan evindeki gizli odaya geçti. Üç ay dışarı çıkmadı, bu zaman zarfında karısı ile ilginç bir kıyafet hazırladı. Yüzüne makyaj yaptırdı. Bir gün o şaman tanrı kıyafeti ile saraya gitti.
Krala babasından bir mektup getirdiğini söyledi. Mektupta şöyle yazıyordu;
“Sevgili oğlum gönderdiğin dülger çok işime yaradı. Onun sayesinde tapınak bitti ve çok güzel oldu. Şimdi tapınağın bir boyacıya ihtiyacı var. Hemen bir boyacı gönder.”
Kral bunun üzerine hemen boyacıyı yakalattı ve daha önce yapıldığı gibi üzerine odunlar konuldu ve kutsal yağ dökülerek yakıldı.
 
 
 
 
 
 
 
ODUNCU VE AZRAİL
“BİR TİBET HALK HİKAYESİ”
 
Yaşlı zayıf bir oduncu odun toplamak için ormana gitmişti. Kestiği odunları bir iple bağladı ve bunları sırtına almaya çalıştığı sırada zorlandığını anladı. Ansızın;
“- Keşke ölseydim!”
deyiverdi. Ansızın Azrail yanında bulundu;
“- Beni mi çağırdın?”
dedi. Oduncu söylediklerini inkar etti. Oduncu odun demetini kaldırmasına yardım etmesi için Azrail’e ricada bulundu. Azrail oduncunun istediğini kabul etti. O sırada oduncu Azrail’e kaç yıl daha yaşayacağını sordu. Azrail oduncuya tam beş yıl dört gün kaldığını söyledi.
Oduncu bu kalan günlerini nasıl geçireceğini düşündü. Sonunda ormanda bulunan dev bir sedir ağacını içten ve dıştan oymaya karar verdi. Bu kararını Azrail’e de anlattı. Azrail;
“- Ben de gelip senin o muhteşem eserini gezeceğim.”
Dedi. Beş yıl boyunca oduncu seçtiği ağacı gece gündüz demeden içten dıştan oydu. Son gün Azrail oduncunun o muhteşem eserini görmeye geldi.
Güzel bir ağaç heykel olmuştu. Azrail eserin için de gezeyim demişti. O içerisinde gezinirken oduncu yontunun çıkış kapısına bir kütük attı. O günden sonra ölümler durmuştu. Ancak ölümün olmaması hayatın akışında sıkıntılar yaratmaya başlamıştı. Sonunda oduncu iyice hastalıktan bezmiş, ölümü arar hale gelmişti. Sonunda Azrail’in hapsolduğu yerden kurtarılmasını istedi.
Azrail kurtarıldıktan sonra Tanrı katına çıktı ve artık bu gibi olaylar yaşanmaması için görünmez olmak istedi. Tanrı onun dileğini kabul etti.
Bugün 79 ziyaretçi (153 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=