Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - UKRAYNA MASALLARI


 

 
 
 
 
 
 
 
YEDİ KARDEŞ YEDİ KARGA
 
“UKRAYNA MASALI”
 
 
Vaktiyle, bir orman kıyısında yaşayan bir oduncu varmış. Oduncu ormanda uzun saatler geçirirmiş. O, eve gelinceye kadar, yedi oğlan çocuğu hep kavga eder, çekişirlermiş. Bir gün, kargaların peşine düşmüşler. Anneleri buna çok üzülmüş. Bunun üzerine;
“- İlahi de yedisini de birer kargaya dönüştür.”
Demiş. Annelerinin bedduası üzerine çocuklar hemen bir kargaya dönüşmüşler. Hemen havalanıp uçmuşlar ve ormanın çok uzak bir köşesine gidip yerleşmişler. Küçük bir kulübe bulup orada yamaya başlamışlar. Kısa süre sonra tekrar insan kılığına dönüşmüşler.
Oduncunun karısı çocuklarının kargaya dönüşmesi olayına çok üzülmüş. Çok pişman olmuş tanrıya yeniden çocuk sahibi olabilmek için çok yalvarmış. Üç yıl sonra bir kızı olmuş. Ona Cemile adını vermiş. Kız 7 yaşına geldiğinde komşuları bir gün şöyle demişler. Bu kızın sebebine yedi kardeşi de kargaya dönüştü. O günden sonra onu da “Kargacık” diye çağırmaya başlamışlar. Küçük kız bu duruma çok üzülmüş. Bir akşam rüyasında kardeşlerinin zorluk içinde olduğunu görmüş. Bunun üzerine kardeşlerini bulmak ve onları kurtarmak için dayanılmaz bir istek duymuş.
O da ormanda kardeşlerini bulmak için uzun yürüyüşlere çıkmış. Önce Ay’a, sonra Güneş’e ve en sonunda da Rüzgar’a danışmış. Rüzgar onu sırtına almış, kardeşlerinin yaşadığı kulübeye götürmüş. O, kulübeye gittiği zaman kardeşleri ormandaymış. Bu defa; Kardeşlerinin yataklarının altında saklanarak bir müddet onlara görünmemiş. Ancak onların yemeklerinden yediği için kardeşler evde birilerinin saklandığını anlamışlar. Böyle olunca da onlarda gizlenip kız kardeşlerinin varlığını anlamışlar.
Bunun üzerine onu arayarak bulmuşlar. Sonraki günlerde Cemile, kardeşlerine en iyi şekilde bakmaya çalışmış. Bu arada yedi kardeş bir olup o civarda bir mağarada yaşayan bir devi öldürmüşler.
Bir süre sonra devin kız kardeşi yaşlı bir kadın kılığına girerek Cemile’nin kapısına gelmiş. Yaşlı kadın kendini acındırınca Cemile onu eve aldı. Cadı karısı bu hanım kıza sihirli bir kolye hediye edip ayrıldı. Bir müddet sonra; bu kolye gittikçe Cemile’nin boğazını sıkmaya başladı. Cemile ondan kurtulmaya çalıştı ise de bunda başarılı olamadı ve bayıldı. Kardeşleri geldiğinde onu baygın buldular. Boğazındaki madeni kolyeyi kesmeyi başardıkları zaman Cemile ayıldı.
Bir yıl sonra; aynı kadın başka bir kıyafetle yine Cemile ile görüşmeye gitti. Cemile’ye zehirli bir elmayı yedirmeye çalıştı. Güçlü bir zehir taşıyan elma genç kızın dudaklarına değer değmez onu bayılttı. Akşamüzeri eve gelen kardeşleri onu baygın bulunca, onu kristal bir tabuta koydular.
O sırada o civarda genç bir şehzade ormanda avlanmaya gelmişti. Kristal tabut içinde Cemile hanımı görünce onu çocukluk aşkına benzetti. O sırada atı huysuzlandı ve kristal tabuta bir çifte attı. Kristal tabut kırılınca Cemile yere yuvarlandı. Ağzındaki elma parçası yere düştü ve genç kız ayıldı. Şehzadeyi görünce iki genç birbirlerine hayran kaldılar. Şehzade Cemile hanımı kardeşlerinden istedi ve onunla beraber padişahın sarayına gittiler ve orda güzel bir düğünle evlendiler.
Bir yıl sonra padişahın karısı ölünce padişah yeniden evlendi. Üvey anne hem şehzadeyi hem de karısını hiç sevmemişti. Bir süre sonra padişaha oğlunun karısı ile işbirliği yaparak onu tahttan indirmeye hazırlandığını söyledi.
Padişah ilkin bu tahriklere aldırış etmedi. Fakat kadın ısrarla kötü telkinlerine devam etti. Padişahın oğlunu öldürmeyeceğini anlayınca hiç değilse onun karısından kurtulmanın yollarını aradı. Şehzadenin babasına olan sadakatini ispatlaması için karasını öldürmesini istedi. Padişah oğluna şunları söyledi;
“- Şimdi karını ormana götür, onu öldür. Kalbini, gözlerini ve iki elini kes, kopar bana getir. Bunu yaparsan, senin sadakatine inanırım! Yapmasan ben oğul demem seni öldürtürüm.”
Şehzade çok durumda kalınca karısını ormana götürdü. Ancak onu öldürmeye kıyamadı. Kendi köpeğini öldürüp, yüreği ve gözlerini çıkardı. Bu defa; sevgili karısı da ona ellerini kesmesi için kendi gönlü ile buna razı oldu. Şehzade karısını ormandaki kulübede bırakarak babasının sarayına gitti ve istenilenleri babasının önüne koydu.
Cemile o gece sabahlara kadar ellerini geri vermesi için tanrıya yalvardı. O gece rüyasında bir melek ona şunları söyledi;
“- Tanrının merhameti sonsuzdur, tanrı sevenlerinin dileğini geri çevirmez. Yarın ırmağa git, ırmak sana ellerini geri verecektir.”
Gerçekten de ertesi gün ırmağın sularına ellerini daldırınca elleri yerine geldi. Kısa süre sonra padişah ölünce şehzade gidip karısını buldu.
Yeni hükümdar geri gelip karısını bulunca gözlerine inanamadı. Onun ellerinin kesilmiş olduğunu biliyordu. İlkin karısına değil de onun benzeri bir insanla karşılaştığına inandı. Günlerce gecelerce birlikte oldular. Eski anılarını tazelediler: sonunda yeni hükümdar karısına inandı. Onu sarayına götürdü.
Yeniden güzel bir düğün yaptılar. Ondan sonra uzun yıllar birlikte mutlu bir ömür sürdüler.
KAYNAK: Bu masalı Hasan DEVRAN’dan dinlemiştim. Geçen sene bu masalın benzerlerini Ukrayna ve Rus masalları arasında da buldum. Ancak Rusya da çok sayıda Türk yaşadığı için ve ortak kültür öğeleri olduğu için bunu olağan sayıyorum. 1985 senesinde Türkçe dersi verdiğim Valiye ateş isimli bir Rus doktor hanım. Bana şunu söylemişti. Rusçada bir atasözü vardır. Bir Rusun derisini yüzerseniz altından bir Türk çıkar.  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bugün 79 ziyaretçi (179 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=