Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - ÇİN MASALLARI


 

 
 
 
ÇİN SEDDİNİ YIKAN AĞIT
 
“Bir Çin Halk Hikayesi”
Çin duvarının yapıldığı dönemde; bütün ülkeden, bütün gençler toplanıp inşaat işinde çalıştırılmak üzere ülkenin kuzeyine götürülüyordu. Çalışma şartları çok kötü olduğu için, bir çok genç insan hastalanıp ölüyordu.
Lime isimli genç kadın da aylardır Çin Seddinde çalışmaya giden kocasından haber alamıyordu..
Sonbahar geçmişti, soğuk kış mevsimi başlıyordu. Lime kocasını sıcak tutacak eldiven ve çoraplar hazırladı. Kalın pamukludan iç çamaşırları dikti. Sonra Çin Seddine doğru yola koyuldu.
Gideceği yeri tam olarak bilmiyordu, ilkin tarlalar, ovalar geçti. Sonra dağlar ırmaklar aştı. Bazı yerlerde taş kesildiğini, duvar örüldüğünü duyuyordu. Ancak kocasını bilen, tanıyan yoktu. İnşaat dört be bölgede birden devam ediyordu. Bazen iki inşaat alanı arasında haftalar süren yolculuklar gerekiyordu.
Bazı sık ormanlar vardı, bazı yerde ormanlar kesilmişti. Bazı yerlerde yoğun yerleşim vardı. Şehirlerin etrafına çok sayıda köy dizilmişti. Bazı yerlerde de upuzun kurak, çorak alanlar uzayıp gidiyordu. Aylar süren yolculuktan sonra Lime usanmış, yorulmuştu.
Birkaç gün yoksul bir handa konakladı. Hanın sahibi olan yaşlı kadın onu kendi kızı gibi sevmişti. Bazı geceler birbirlerine kendi hayat hikayelerini saatlerce anlattılar.
Ayrılacağı gün; hancı kadın ona, çeşitli kuru yemişler ve şifalı otlar çantasına koydu. Gideceği gün yaşlı kadın onunla üç kilometre kadar birlikte yürüdü. Yaşlı kadın ona olan sevgisini anlatmak için onunla birlikte bu yürüyüşü yapmıştı.
Bu yolculuk sırasında genç kadın bazen dağları, bazen uzun çorak ovaları aşıyordu. Bir çok defa da kavurucu çorak alanlardan geçiyordu. Kışın, bazen açıkta uyuduğu zaman soğuktan donacak gibi oluyordu. Bazen üstüne kardan bembeyaz bir örtü yığılıyordu. Genç kadın on aylık bir yolculuktan sonra kocasının çalıştığı alana geldi.
Onun ismini her önüne gelen sordu. En nihayet kocasını tanıyan üç kişi çıktı. İki ay önce kocasının öldüğünü söylediler. Etrafta, sağda solda can çekişen ve ölüleri açıkta yatan insanlar vardı.
Kocasının öldüğünü duyunca derin bir ah çekti. Sonra arkasından kanlı gözyaşları döktü. Uzun uzun bir ağıt yaktı, korkunç çığlıklar attı. O anda gökyüzü karardı. Sağa sola yıldırımlar düştü.
O gök gürültüsü ve yıldırımların düşme anında; Çin Seddinin kocaman bir bölümü, sarsıntılar ile yıkıldı. Seller ondan arta kalan taş ve duvar parçalarını sürükleyip götürdü.
Bu müthiş olay bütün ülkede duyuldu. Çin İmparatoru ölen Çinlinin karısını cezalandırmak istedi. Olayla yakından ilgilendi.
Yaktığı ağıtla, attığı çığlıklarla koskoca bir duvarı yerle bir eden, bu inanılmaz kadını tanımak için o bölgeye geldi.
Karşısında korku veren çirkin bir kadın bulmayı ümit ediyordu. O vahşi yaratığı mahvedecek, onu en ağır şekilde cezalandıracaktı. Fakat karşısında umduğunun aksine çok güzel bir kadın buldu. Bu defa onu saraydaki gözdeleri arasına katmak istedi.
İkisi bu konuyu görüşmek için bir araya geldiler. Kadın bu acımasız krala teslim olmak istemiyordu. Fakat kocasının hatırasını yüceltmek ve tarihe mal etmek istiyordu. Bunu düşünerek kral ile bir anlaşma yaptı. Kral bu anlaşmayı kabul ettiği takdirde kralın haremine katılmayı kabul edecekti.
Kral ölen genç adamın cesedini altından bir tabuta koyduracaktı. Tabutun kapağı işlemeli gümüşten olacaktı.
Genç adam anıtsal bir mezara kraliyet töreni ile gömülecekti. Kraliyet arabası genç Çinlinin tabutunu taşırken kral bizzat törene katılacaktı.
İmparator kadının isteklerini kabul etmek istemiyordu. Fakat kadını çok güzel bulmuş, ondan çok etkilenmişti. Onunla yıllarca hareminde ateşli bir aşk yaşayacağını umduğu için, bir günlüğüne bazı sıkıntılara katlanmayı göze alabileceğini düşünüyordu.
Çinli kadının bütün isteklerini Çin İmparatoru kabul etti ve her şey en iyi şekilde uygulandı.
Bütün bu olaylar, başkentte kocaman bir nehrin kıyısında oluyordu. Tabut gömüldükten ve tören bittikten sonra kadın yine derin bir çığlık attı ve hemen kendini nehrin sularına bıraktı.
Genç kadın hemen nehir tanrısı tarafından mavi bir balığa dönüştürüldü ve hemen hızla oradan uzaklaştı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İKİ KELEBEK
“Bir Çin Halk Hikayesi”
Vaktiyle Çin’de Human ilinde küçük bir kasabada Zue isminde Çinli bir genç kız yaşardı. O zamanlar Çin’de sadece erkek çocuklar okutulurdu. Kız çocukları, aile içinde ev işlerini öğrenerek yetişkin hayatına hazırlanırlardı.
Zue erkek kardeşleri gibi okula gitmek,öğrenmek; onlar gibi bilgi ve beceri sahibi olmak istiyordu. Düşüncesini babasına açtığı zaman; babası ona şöyle dedi:
“ Sevgili kızım, bir genç kızın, bizim toplumumuzda erkeklerin okuduğu bir okula kaydolması imkansızdır. Bir yolunu bulur da bunu başarabilirsen; sana okuman için izin verebilirim.”
Zue’nin yakın kasabalardan birinde onu çok seven bir teyzesi vardı. O hanım, çok çeşitli sorunlara yaratıcı, alışılmadık çözümler üreten, deneyimli, gün görmüş bir kadındı. Teyzesine durumu açtığı zaman, onu yüreklendiren güzel şeyler duyması onu mutlu etti.
Okula kayıt olacakları zaman ailesi ona bir erkek öğrenci kıyafeti hazırladı ve bir ona erkek ismi verildi. Zekası ve çalışkanlığı sayesinde öğretmenleri ve öğrenci arkadaşları onu çok sevdiler. Arkadaşları içinde Lime isimli bir öğrenci ile çok iyi vakit geçiriyorlardı. Onu çok sevdiğini anladı. Bu duyguya derin bir aşk da diyebilirsiniz. Ondan ayrılmak istemiyordu ve “Sen mezun olduğun zaman bizim eve gel ve kız kardeşimi babamdan iste. Kız kardeşim ile evlenirsen, artık seninle hiç ayrılmayız. Her zaman birlikte oluruz.” Dedi.
Okul bittikten sonra, Lime iş aradı. Bir kızı ailesinden istemeden önce, hayatını kazanabileceği bir işi olması gerektiğini biliyordu.
Bir yıl çalıştıktan sonra Zue’nin evinin kapısını çaldı. Zue arkadaşını görür görmez boynuna sarıldı. İşte nihayet birlikte oluyorlardı!
Lime, arkadaşını bir genç kız kıyafetinde görünce çok mutlu olmuştu.
“İşte nihayet hayallerim gerçekleşiyor!”
dedi.
Zue sevgilisine gidip onu babasından istemesini söyledi.
Lime kız arkadaşının babasının iş yerine uğradı ve şöyle dedi:
“Saygıdeğer efendim. Ben Zue’nin okul arkadaşıyım. İsmim Lime, iyi bir işim var. Kızınızla evlenmek istiyorum. Lütfen bu isteğimi kabul buyurun.”
Zue’inin babası, genç adamın yüzüne aksi aksi baktı ve ona şunları söyledi:
“Genç adam! Ben kızımı zengin ve soylu bir beyle evlendirmek için söz verdim. Bu sebeple artık bir daha görüşmeniz mümkün değildir. Onun için burayı çabuk terk edin!” dedi.
Lime bu duruma çok üzüldü. Yolda giderken bir çukura düştü ve öldü. O kasabada bir mezara gömüldü. Zue bu duruma çok üzüldü.
Babası onun zengin bir beyle evlenmesini kararlaştırmıştı. Ve hiç de sözünden döneceğe benzemiyordu.
Zue, günlerce ağladı fakat babasını fikrinden vazgeçirmesi mümkün olmadı. En sonunda babasına şöyle dedi:
“Sevgili babam, teklifinizi bir tek şartla kabul ediyorum. Düğün alayı mutlaka Lime’nin gömülü olduğu mezarlığın önünden geçmelidir. Sizin istediğiniz bey ile evlenmeğe giderken, beni çok seven Lime’nin mezarını ziyaret etmek ve ona bir demek çiçek sunmak istiyorum.”
Zue sonunda bu isteğini babasına kabul ettirdi. Düğün alayı kasaba mezarlığının önünde durdu. Zue elinde kocaman bir zambak demetiyle altın yaldızlı gelin arabasından yalnız başına indi ve yürüyerek Lime’nin mezarının başına gitti. O anda gökyüzü karardı, bir anda şimşekler çakmaya başladı. Sağanak halinde yağmur yağarken; her tarafta yıldırımlar düşüyordu. Düşen bir yıldırım Lime’nin mezarını çökertti ve Zue o sarsıntıda mezarın içine düştü. Derken, yağmur şiddetlendi ve aynı yere yine yıldırım düştü.
Gelin ve damadın aileleri mezar başına geldiklerinde, mezarın içinde hiçbir ceset yoktu. Birkaç dakika içinde esen bir rüzgar bütün bulutları dağıttı. Yine her taraf günlük güneşlik oldu. Güneşin açılması, bulutların dağılması ile beraber o anda bir mucize oldu.
Bulutların arasından mezarın olduğu yere bir ışık demeti indi. Sonra, iki zarif kelebek mezarın yanındaki çiçeklere kondu. Herkes bu olayın bir mucize olduğunu söylüyordu.
Herkesin hayranlık dolu bakışları arasında biri pembe, biri mavi bir çift kelebek dans ederek, ağaçların tepesine doğru yükseldi. Bu olayı seyredenler daha sonra anlatırlarken ilahi bir müzik sesi duyduklarını ve kelebeklerin gök yüzüne doğru yan yana dans eden iki sevgili gibi uçtuklarını anlatırlar.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BÜYÜLÜ ARMUTLAR
 
“ÇİN HALK HİKAYESİ”
 
Vaktiyle doğudaki bir Çin kasabasında çok güzel armutlar yetiştiren bir bahçeci cardı. Bir gün, yüz kadar armutu dört tekerlekli arabasının üstüne dizdi ve Pazar yerine doğru yol aldı.
Pazar yerinin yanında paçavralar içinde bir rahip karşısına çıktı ve ondan bir armut istedi. Çiftçi daha hiç satış yapmadığını ve kimseye bedava bir şey vermek istemediğini söyledi.
Rahip arabanın önünde durdu ve yalvarmalarına devam etti. Pazara gelenler onların etrafına toplandı ve olayı izlemeye başladılar. Seyircilerden yaşlı bir adam bir armut satın aldı ve onu rahibe hediye etti. Rahip verilen armudu parçalarına ayırdı, çekirdeklerinden birini hemen toprağa gömdü. Etraftan bir şişe su verdiler onu da ektiği tohumun bulunduğu çukura gömdü.
10 dakika sonra yerden bir filiz fışkırdı. Küçük armut ağacı kısa sürede 2 metre boya ulaştı. Hemen çiçek yüklendi, arkasından kısa sürede dallarındaki armutlar sararıp olgunlaştı.
Bütün bunlar herkesin gözü önünde oldu ve halk bunu şaşkınlık ile izledi. Rahip olgunlaşan armutları orada toplanan insanlara dağıttı. Armutlar bitince herkes dağıldı. O zaman bahçe sahibinin arabasında tek bir armut olmadığı görüldü. Üstelik arabanın kollarından biri de ortada yoktu. O zaman bahçevan neye uğradığını anlamadı. Etrafta aradı ise de rahip de ortalarda yoktu. Yaşlı bir öğretmen ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Olay halkın göz bağıcılık dediği türden bir olaydı. Rahip herkesi telkinle uyutmuş, çiftçinin armutlarını kullanarak bir gösteri yapmıştı.
Bugün 79 ziyaretçi (176 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=