Ayhan MENTESH
     İletişim
     Ziyaretçi defteri
     RESİMLER
     SERAMİKLER
     DIGITAL RESİMLER
     FOTOGRAFLAR
     DÜNYADAN MASALLAR VE HALK HİKAYELERİ
     => AFRİKA MASALLARI
     => ARAP MASALLARI
     => BİRMANYA MASALLARI
     => BOLİVYA MASALLARI
     => ÇİN MASALLARI
     => DERLEME MASALLAR
     => HİNT MASALLARI
     => IRAK MASALLARI
     => İRAN MASALLARI
     => JAPON MASALLARI
     => KAMBOÇYA MASALLARI
     => KANADA MASALLARI
     => KIBRIS MASALLARI
     => KIRGIZ MASALLARI
     => KIZILDERİLİ MASALLARI
     => KORE MASALLARI
     => LAOS MASALLARI
     => MENTEŞ MASALLARI
     => MISIR MASALLARI
     => NORVEÇ MASALLARI
     => ORTA ASYA MASALLARI
     => ÖZBEK MASALLARI
     => PAKİSTAN MASALLARI
     => ROMEN MASALLARI
     => RUS MASALLARI
     => SAMURAİ MASALLARI
     => TAİWAN MASALLARI
     => TİBET MASALLARI
     => UKRAYNA MASALLARI
     => UYGUR MASALLARI
     => WİETNAM MASALLARI
     => YUANAN MASALLARI
     => ZEN MASALLARI
     LİNKLER
     SON ÇALIŞMALARIM

Tasarım Copyright RLB +90(312) 286 62 92


Ressam - BİRMANYA MASALLARI


 

4 KUKLA
 
“Bir Birmanya Hikayesi”
Bir zamanlar adı Dayala olan bir kukla yapımcısı vardı. Onun oğlunun ismi Aung idi. Baba, oğlunun da büyüyünce kendisi gibi kukla yapan bir sanatçı olacağını umuyordu.
Fakat Aung babasının işine ilgi duymuyor. Bir gün babasına evden ayrılıp şansını denemek için uzak ülkelere gideceğini söyledi. Kuklacı bunu duyunca üzüldü. Oğluna şöyle dedi;
“Evladım. Burada kalmanı çok istiyorum. Fakat ille de gideceksen sana eşlik edecek 4 kukla vermek istiyorum!”
Kuklacı oğluna kendi elleri ile ağaçtan oyduğu 4 kukla gösterdi. O bu kuklaları oyduktan sonra en iyi şekilde boyamış ve sonra her birine uyan güzel giysiler hazırlamıştı.
Kuklacı, bu kuklaların ne gibi özellikleri olduğunu oğluna anlatmak istiyordu.. Bu kuklaların, ilginç özellikleri vardı. Canlandırdıkları öykülerdeki kahramanların özelliklerine uygun giysileri vardı.
Kuklacı ilkin Baş Tanrı adını verdiği kuklanın özelliklerini anlatmak istedi. Şöyle dedi;
“Sevgili oğlum! Bu gördüğün efsane dünyasındaki Tanrılar Kralının kuklasıdır. Onun en belirgin özelliği akıllı oluşudur. Ona göre en yüce erdem akıldır.”
Kuklacı eline yeşil suratlı bir devin kuklasını aldı. Kuklacı şöyle dedi;
“Sevgili oğlum!” Bu gördüğün masallardaki devin kuklasıdır. Onun en büyük özelliği; güçlü oluşudur.”
Kuklacı, nihayet eline üçüncü bir kukla aldı ve oğluna dönerek şeyle dedi;
“Sevgili oğlum! Bu gördüğün kukla hikayelerimizde anlatılan büyücüdür. Büyücünün en büyük özelliği bilgi sahibi olmasıdır. Dördüncü kukla inzivaya çekilmiş olan dindar bir adamdır. Onun özelliği herkese iyilik yapmak istemesidir. O daima iyidir ve doğrudan yanadır.”
En sonunda; kuklacı ayrılmak üzere olan oğluna şunları söyledi;
“Sevgili oğlum! Artık uzun bir yolculuğa çıkıyorsun. Bu yolculuğun sırasında, sana verdiğim kuklaların her zaman sana mutluluk ve başarı yolunda yol göstereceğine eminim. Başın bir sıkıntıya düştüğü anda onlara danışırsan daima bir kurtuluş yolu bulacağına inanıyorum.
Sadece son olarak sana şunu söylemek istiyorum. Güç ve bilgi daima akıl ve iyilik yolunda ilerlemek istediğimiz zaman bize yol gösterir ise; en iyi sonuçları alabiliriz.”
Kuklacının oğlu hemen ertesi gün yola koyuldu. Yola çıkarken omzunda kocaman bir sırık vardı. Bambu çubuğunun bir ucunda yiyecekleri ve giysileri, diğer ucunda da sicimlerinden asılı duran 4 kukla vardı. Gece olduğu zaman kuklacının oğlu (Aung) sık ağaçların olduğu bir ormana ulaştı. Bir Benyan ağacı altında durdu.
“Acaba burası güvenli bir yer midir?”
diye düşünmeye başladı. Babasının öğütleri aklına geldi. Yanındaki kuklalara danışmayı düşündü. Yüzünde tatlı bir gülümseme ile Baş Tanrı’ya döndü ve;
“Burası güvenli bir yer midir?”
Diye sordu. Ansızın bir mucize oldu. İpin ucundaki kukla yere indi ve bir insan boyu kadar büyüdü. Baş Tanrı ona şunları söyledi;
“Aung, önce gözlerini aç ve çevrene bak, gözlerini açıp etraftakileri görmektir. Eğer sen etrafında olanları bakıp kendin görmezsen, çevrendekilerin seni yanlış yönlendirmesi kolay olacaktır.”
Bunları söyler söylemez kukla yine direkteki yerini aldı. Aung bu şaşkınlıktan biraz sonra kendini kurtardığında çevresine bakındı. Gözlerini ağacın etrafında gezdirdi. Sağa sola bakındı. Her tarafta bir kaplanın ayak izleri vardı.
Bunu anlayınca; o gece, yerde değil yukarıda ağaç dalları arasında uyumaya karar verdi. Gece yarısı bir kaplanın ağaç altına geldiğini gördü. Ertesi gün Aung dağ yolunu tuttu. Gün batımında ama yoldan ayrıldı ve bir dağ yamacında gecelemeye karar verdi.
Ertesi sabah uyandığında aşağıdaki bir yolda bir kervanın kendisine doğru geldiğini gördü. Bu kervanda değerli eşyalar ile yüklü 12 yük arabası vardı.
“Bu kervan zengin bir tüccarın olmalıdır. Benim de böyle zenginliğim olmalıdır!”
diye düşündü. Bunu düşünürken Yeşil Suratlı Dev’e baktı.
“Böyle bir servete nasıl sahip olabilirim?”
dedi. Aung, şaşkın şaşkın bakarken; kukla bambu direkten aşağıya indi ve hemen kocaman bir insan boyunda oldu. Yeşil Suratlı Dev, hemen ayağını yere vurdu, yer titredi. Kuklacının oğluna şunları söyledi;
“ Eğer gücün varsa istediğini elde edersin!”
Dev ayağını yere vurunca dağ yamacındaki toprak ve kayalar aşağıya yuvarlandı ve yolu tıkadı. Sürücüler korkudan çekip gittiler. Dev ona şöyle dedi;
“Bak! Gördün mü? Gücün oldu mu her şey ne kadar kolay!”
Kuklanın oğlu olanları görünce;
“Gerçekten gücün olunca her şey çok kolay!”
dedi. Hemen arabaların yanına gitti. Kıymetli kumaşlara, altın mücevherata baktı ve şöyle dedi:
“Gerçekten çok kolay ve bunların hepsi benimdir.”
Dedi. Tam o sırada kuklacının oğlu bir ağlama sesi duydu. Genç bir hanım hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. O genç hanım onunla aynı yaşta idi ve çok güzel bir görünümü vardı.
Korkudan büzülmüştü ve durmadan içini çekerek ağlıyordu. Kuklacının oğlu yanına gitti. Genç hanıma sevgi dolu gözlerle baktı ve tatlı tatlı kim olduğunu sordu. Ona iyi davranacağını söyleyerek güvence verdi.
Genç kadın isminin Mala olduğunu söyledi. Sonra bu kervanın onun babasının olduğunu ve onunla buluşmak için yola çıktıklarını anlattı.
Kuklacının oğlu görür görmez kıza aşık oldu. Mala’yı alıp götürmek istediğini söyledi. Mala ona kızgındı. Kuklacının oğluna kızdı ve hakaretler yağdırdı. Ona bir hırsız olduğunu söyledi.
Genç hanım onu alıp götürebileceğini fakat böyle davranışları olan bir erkeği asla sevmeyeceğini, onunla hiçbir zaman konuşmayacağını anlattı.
Aung şaşkına dönmüştü. Gerçekten o bir hırsız mıydı? Ne söyleyeceğini ne cevap vereceğini bilemedi. O sırada dev yanına geldi ve ona şunları söyledi;
“Ona kulak verme. Ne elde etmek istiyorsan elde ettin ya! Sen ona bak. Onu al götür. O zamanla fikrini değiştirecek ve seni sevecektir!”
Dev yolu taşlardan temizledi ve kervanın yola koyulmasını sağladı. O gün öğleden sonra, dağlar aştılar ve başkentten uzak olmayan bir yere geldiler. Kuklacının oğlu deve şunu sordu;
“Bütün bu zenginlikleri ne yapacağım?”
Dev, kuklacının oğluna şöyle dedi;
“Bunu bana sorma büyücüye sor!”
Kuklacının öğlu büyücüye döndü ve şunu sordu;
“Bu serveti ne yapacağımı bana söyleyebilir misiniz?”
Büyücünün kuklası canlandı ve havada uçmaya başladı. Kuklacının oğluna şunları söyledi;
“Eğer servetinin büyümesini istiyorsan, doğu sırlarını öğrenmelisin!”
Büyücü, elindeki kırmızı çubuklu kuklacının oğluna dokundu ve ikisi birlikte havalandılar. Kuklacının oğlu havalandığı zaman aşağıya baktığında her şeyi eskisinden çok farklı görmeye başladı.
Yukarıdan baktığı zaman nerelerde bereketli topraklar olduğunu, hangisinin tarıma elverişli olduğunu söyleyebilirdi. Dağlara baktığı zaman; hangi dağda altın, gümüş ve diğer kıymetli madenler olduğunu bilebiliyordu. Kuklacının oğlu kendi kendine şunu söyledi;
“Bu geliştirdiğim düşünce ve bilgi düzeyi ile insanlara başarılı ve mutlu olmaları için yol gösterebilirim. Onlara başarı yolunda destek olabilirim.”
Büyücü ona şunları söyledi;
“Tabi insanlara yardım edersen çok güzel olur. Buna kendini hazırlı!”
Büyücü ona şöyle dedi;
“Tabi başkalarına da yardım edebilirsin! Unutma ki bilgi güç demektir! İstersen o bilgiyi başkalarının yaptığı gibi sen de sadece kendine saklayabilirsin!”
Aung;
“Ben de öyle sanırım!”
dedi. Böylece konuşa konuşa başkente geldiler. Kuklacının oğlu ticaret işine girişti. Devin ve büyücünün yardımı ile kısa zamanda çok zengin oldu. Kocaman bir saray yaptırdı. Karısı Mala ile birlikte yaşamlarını orda sürdürdüler. Sarayda kuklalarına da özel bir oda ayırdılar. Ancak bütün bu servete rağmen Aung, mutlu değildi.
Mala hala onunla konuşmuyordu. Bir gün Aung, Mala’nın önüne sonsuz güzellikte bir taç koydu. Taç saf altından yapılmıştı. Tanınmış bir kuyumcu ustası onu özenerek yapmıştı. Üzerinde en güzel pırlantalar, yakutlar ve zümrütler vardı. Aung onu elde etmek için servetinin üçte birini harcamıştı. Böyle bir taç kraliçelere layıktı. Mala bu taca baktı ve elinin tersi ile itti.
Aung buna çok üzüldü. Sevilmediğini bilmek yüreğinde derin bir kanayan yara gibi ona acı veriyordu. Aung buğulu gözlerle Mala’ya baktı ve şöyle dedi;
“Seni sevdiğimi bilmiyor musun?”
O, donuk gözlerle baktı ve tek bir kelime bile söylemedi. Mala susuyordu, bu susuşta eşini ezen derin bir hüzün havası eserdi. Ertesi sabah Aung kuklaların olduğu odaya gitti ve dev ile büyücüye akıl danıştı. Onlara şöyle dedi;
“Mala’nın babası çok fakir olmalıdır. Şimdi benim elimde ihtiyacımdan çok fazla bir servet vardır. Mala’ya babasını bulmasını söyleyeceğim. Ondan zorla aldığım bir serveti; ona geri verirsem Mala beni bağışlayabilir. Belki de benimle barışabilir. Belki zamanla beni sevebilir!”
Dev bunları duyunca şöyle dedi;
“Korkunç bir fikir, sen elinde tuttuklarını asla elden çıkarma! Bu gidişat iyi değil demek ki artık kişiliğin zayıfladı. Mala’nın suskunluğu seni eziyor. Onun karşısında kahroluyorsun!”
Büyücü şöyle dedi;
“Bir de şunu bilmen lazım. Artık her şey çok geç. Ayrıca Mala dün akşam evden kaçtı!”
Aung kulaklarına inanamadı. Sadece;
“Ne oldu?”
diyebildi. Sarayında bir baştan bir başa koştu. Mala kaçmıştı ve ortada ondan en ufak bir iz yoktu. Aung perişan bir şekilde kuklaların odasına döndü. Onlara, şunları söyledi:
“En sevdiğim, değer verdiğim kadın çekip gittikten sonra servetin ne değeri var!”
Yüce dev ve büyücü yine derin bir sessizliğe gömüldüler. Sonra Aung hiç akıl fikir sormadığı kutsal din adamına hiç danışmadığını hatırladı. Ona şöyle dedi;
“Neden her şey yolunda gitmedi? Nerde ben hata yaptım?”
Sonra kukla canlandı ve şöyle dedi;
“Aung sen zenginliğin mutluluk getireceğini zannettin. Fakat gerçek mutluluk, ancak iyi insanların, sevgi ve özen dolu davranışları ile elde edilebilir. Önemli olan senin nelere sahip olduğun değil, fakat o sahip olduğun imkanlar ile neler yaptığındır.”
İşte o anda baş tanrının kuklası canlandı ve kutsal yaşlı adamın yanında durdu. Baş tanrı kuklası o anda dile geldi ve şunları söyledi;
“Aung babanın sana neler söylediğini unuttun. Baban şunu demişti; “Güç ve bilgi faydalı şeylerdir. Ancak, insan gücü ve bilgiyi iyilik yolunda kullanmalıdır.” ”
Aung düşündü ve şöyle dedi;
“Babamın söylediklerini bir daha asla unutmayacağım!”
O günden sonra Aung servetini bilgi ve yeteneğini iyilik yolunda kullanmaya devam etti. Güzel büyük bir tapınak (Pagoda) yaptırdı.
Tapınağa gelenlere barınacakları bir misafirhane de yaptırdı. Oraya gelenlere yiyecek ikram etti.
Bir gün ziyaretçiler arasında önceden iyi tanıdığı bir hanım gördü. Onun yanında yaşlı bir adam ona eşlik ediyordu. İkisi de basit giysiler içinde idi. Aung onları görünce;
“Mala!”
diye bağırdı ve yanındaki yaşlı adamın önünde diz çöktü. Aung şöyle dedi;
“Efendim! Size yanlış işler yaptım! Affınızı rica ederim. Bütün varımı yoğumu size bağışlıyorum ve bunu seve seve, gönülden ve içtenlikle yapıyorum. Lütfen beni affedin. Kusurlarımı bağışlarsanız mutlu olurum.
Ben şimdi köyüme gidip babamla kuklalar yapacağım.”
Mala bunları duyunca gülümsedi. Babasına bu genç adamın Aung olduğunu ve onu şimdi çok değişmiş gördüğünü söyledi. Mala’nın babası şöyle dedi;
“Bu yetenekli adamın çekip gitmesine gönlüm razı değildir. Ona sarayımda iş verebilirim. Ayrıca sarayımda bizimle birlikte bir aile bireyi yaşayabilir:”
Böylece Aung ilkin tüccarın yardımcısı oldu. Kısa bir süre sonra Mala’nın gönlünü kazanınca da tüccarın damadı oldu.
Kuklalara gelince Aung onlara her ihtiyaç duyduğu zaman gidip danışıyor, onların fikirlerini alıyor. Onlar kuklacının oğluna mutluluk ve başarı yolunda yardımcı olmaya devam ediyordu.
Kuklalar ona güç ve bilgi kaynağı olduğu gibi bu değerlerin akıl ve iyilik yolunda kullanılması için de yol gösteriyorlardı.
                         
Bugün 27 ziyaretçi (48 klik) kişi burdaydı!

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=